Pochacco Masalı

Mine Kaya 238 Okuma Süresi: 5 dk Masal Oku
Pochacco Masalı

Rüzgâr Çayırı, çocuk kahkahalarının rüzgâra karıştığı, çiçeklerin dans ederken fısıldaştığı, her sabah güneşin çayırlara süt dökmüş gibi parlak bir ışık yaydığı büyülü bir yerdi. Bu vadinin en meraklı, en koşucu, en tatlı sakini ise Pochacco’ydu. Her sabah erkenden uyanır, ayaklarının ucunda bile zıp zıp yürür, güne “bugün kesin yeni bir şey keşfedeceğim” diye başlardı.

O sabah Pochacco, çayırın üzerinde hafif esen bir esintiye karşı gözlerini kıstı. Normalde sabah rüzgârı mis gibi nane kokardı, ama bugün hava neredeyse tamamen durgundu. Çiçekler bile hareket etmiyor gibiydi.

“Hımm… Bu hiç iyiye benzemiyor,” dedi kendi kendine.

Pochacco, rüzgârın neden kaybolduğunu anlamak için küçük kulaklarını iki yana salladı. Sessizlik… Çayırda tek bir yaprak bile kıpırdamıyordu. Merakı kabardı. Bir sorun varsa çözmek için yerinde duramazdı.

Tam adımını atacakken arkadan bir ses geldi.

“Pochacco! Dur nereye böyle hızlı hızlı?”

Sesin sahibi, her zaman biraz tedirgin görünen, ama yüreği yumuşak olan kaplumbağa Tosu’ydı.

“Tosu! Rüzgâr yok. Yani, hiç yok. Bu normal değil. Bence Rüzgâr Yolu kapanmış olabilir!”

“Oooo… Rüzgâr Yolu mu? O yol efsane değil miydi?”

“Belki efsaneydi, belki değil ama bugün ortada bir tuhaflık var,” dedi Pochacco, gözleri parlayarak.
“Gel, birlikte gidip bakalım!”

Tosu titredi.

“Benim hızımla oraya varmamız üç gün sürer. Sen tek başına gitsen?”

Pochacco bir an düşündü, Tosu’yu tehlikeye atmamak onun için önemliydi.

“Tamam. Sen çayırda kalıp çiçekleri gözetle. Dönmezsem hemen herkese haber verirsin.”

Tosu’nun gözleri büyüdü.

“Dönmezsen mi? Ne demek o?”

“Şaka yapıyorum, tabii ki dönerim!” diyerek arkadaşının başına hafifçe dokundu.

Pochacco içindeki keşif aşkıyla bir anda koşmaya başladı. Çayırların arasından geçerken çiçekler ona yol verir gibi yana doğru açıldı. Gün ışığı, yürüyüşünün ritmine göre parıldıyordu.

Rüzgâr Yolu’na çıkan eski patika, yıllar önce kimsenin kullanmadığı söylenen, ama çocukların birbirine anlattığı efsanelerin baş kahramanı olmuş gizemli bir yoldu. Pochacco’nun kalbi bir keşif çocuğunun kalbi gibi çarpıyordu.

Patikanın girişine geldiğinde yerde küçük bir tabela vardı:
“Rüzgâr olmadan girme.”

Pochacco gülümsedi.

“Tamam ama zaten rüzgâr kaybolduğu için giriyorum.”

Patikadan içeri adım atmasıyla birlikte gökyüzü hafifçe karardı. Ağaç dalları birbirine yaklaşmış, sanki yolun üstünde tünel oluşturmuştu. Pochacco’nun kulakları heyecanla dikildi.

Bir süre ilerledikten sonra hafif bir mırıldanma duydu. Bir taşın arkasından geliyordu. Pochacco dikkatle yaklaştı.

“Kim var orada?”

Bir anda küçük, mavi saçlı, ince kanatlı bir peri ortaya çıktı.

“Çok hızlı yaklaşmasaydın iyiydi!” diye bağırdı peri.

“Kusura bakma! Ben Pochacco. Rüzgâr’ı arıyorum.”

Peri gözlerini devirdi.

“Rüzgâr kaybolmadı. Alındı.”

Pochacco şaşkınlıkla geri çekildi.

“Alındı mı? Kim alır ki rüzgârı?”

“Fısıltı Ormanı’nın derinliklerinde yaşayan, yalnızlıktan sıkılmış Esinti Tilkisi. Onun işleridir bu.”

Pochacco’nun gözleri kararlıyla parladı.

“Peki rüzgârı neden almış olabilir?”

Peri omuz silkti.

“Belki çayırdan gelen kahkahalardan rahatsız oldu. Belki kimsenin onu hatırlamadığını düşündü. Belki de yalnızdı.”

Bu cümle Pochacco’nun yüreğinde bir sızı oluşturdu. Belki de hiç kimsenin anlamadığı, sadece yanlış anlaşılmış bir varlıktı.

“Rüzgârı geri almak için ne yapmalıyım?”

Peri doğruldu, ciddileşti.

“Esinti Tilkisi ile konuşmalısın. Ama dikkatli ol. Duyguları çok kırılgan. Yanlış bir söz söylesen bile gökyüzünü karartabilir.”

Pochacco başını salladı.

“Kırılgan kalplere karşı nazik olunur. Öğretmenim hep öyle der.”

Peri küçük bir tebessümle kanatlarını çırpıp parıldayarak kayboldu. Pochacco yola devam etti.

Fısıltı Ormanı’na girdiğinde ağaçların üzerindeki yapraklar, rüzgâr olmamasına rağmen hafifçe hışırdayarak fısıltılar yayıyordu.

“Dön geri…”
“Tehlikeli…”
“Yalnız bırak onu…”

Pochacco yürümeye devam etti.

“Birinin yalnızlığıyla dalga geçmem. Yardım etmek için geldim.”

Ormanın derinliğinde, küçük bir tepe üzerinde parlak mavi bir ışık görünüyordu. Yaklaştıkça ışığın içinden bir gölge belirdi.
Esinti Tilkisi… Tüyleri rüzgâr gibi dalgalanan, gözleri çözülmemiş bir hüzün taşıyan bir varlıktı.

Tilkisi’nin etrafında dönen küçük hava küreleri vardı; belli ki rüzgârı onlar tutuyordu.

Tilkisi başını kaldırdı.

“Sen… Sen de mi beni suçlamaya geldin?”

Pochacco yumuşak bir sesle konuştu.

“Hayır. Sadece konuşmak istiyorum.”

“Kimse konuşmak istemez benimle.”

“Ben isterim.”

Tilkisi şaşırmıştı.

“Niye?”

“Çünkü rüzgârı almanın arkasında bir sebep olduğunu hissediyorum. Seni inciten bir şey var.”

Tilkisi’nin gözleri buğulandı.

“Çayırdaki herkes mutlu… Kahkahalar… Şarkılar… Koşuşturmalar… Kimse ormanın benim tarafıma gelmiyor. Sanki yokmuşum gibi.”

Pochacco derin bir nefes aldı.

“Yalnız hissetmek… zor bir şey. Ama inan bana, kimse seni unutmak istemedi. Bazen insanlar meşgul olur, ama bu senin önemsiz olduğunu göstermez.”

Tilkisi gözlerini yere indirdi.

“Rüzgâr olmadan eğlenemezler diye düşündüm.”

“Ama rüzgâr senin de hakkın. İstersen birlikte çayıra gelebiliriz.”

Tilkisi başını kaldırdı.

“Birlikte mi?”

“Evet. Seni tanımalarını istiyorum. Belki sen de onlarla birlikte eğlenirsin.”

Tilkisi uzun süre sessiz kaldı. Sonra kuyruğunu salladı. Küçük hava küreleri birer birer yok oldu. Rüzgâr hafifçe esmeye başladı. Yapraklar tıngırdadı. Hava mis gibi nane koktu.

“Pochacco… Bana gerçekten kızmadın mı?”

“Hayır. Kızmak neyine yarar ki? Anlamak varken.”

Bu cümle tilkisinin kalbine balmumu gibi aktı. Pochacco’ya yaklaşarak sessizce teşekkür etti.

Birlikte çayıra geri döndüklerinde herkes şaşkınlıkla bakıyordu. Tosu heyecanla koşa koşa yanlarına geldi (onun koşusu bile çok yavaştı tabii).

“Pochacco! Dönmüşsün! Bu kim?”

“Yeni bir dostumuz. Esinti Tilkisi.”

Tilkisi utangaç bir selam verdi. Çayır halkı önce şaşırdı, sonra yavaşça gülümsedi. Birkaç çocuk tilkisiyle oyun oynamaya başladı.

Pochacco, hafifçe esen rüzgârı hissettiğinde içi ısındı. Çünkü mesele rüzgârın dönmesi değildi; asıl mesele bir kalbin yalnızlığının dinmesi, bir dostluğun doğmasıydı.

Tilkisi başını Pochacco’ya çevirdi.

“Bugün benim için… her şey değişti.”

Pochacco gülümsedi.

“Bazen dünyayı değiştirmek için rüzgârı değil, bir sözü düzeltmek yeter.”

Rüzgâr Çayırı o günden sonra daha neşeli oldu. Çünkü artık rüzgâr sadece estiği için değil, bir dostluğu taşıdığı için de güzeldi.

Ve Pochacco, keşfetmenin en değerli tarafının, yeni yerler değil, yeni kalpler bulmak olduğunu çok iyi anladı.

Yazıyı Paylaş: