Uçan Halı Masalı
Güneşin akşamdan kalma sıcaklığı yavaş yavaş çekilirken, İstanbul’un bir mahallesinde, penceresi çiçekli bir evde Ege pijamalarını giymiş, yatağına kurulmuştu. Annesi ışığı kısınca odanın duvarındaki yıldız sticker’ları parladı. Ege’nin gözleri ise her zamanki gibi bir şeye takılı kaldı: Sandığın üstünde duran, rulo yapılmış, eski ama çok güzel desenli bir halı.
Halı sanki “Gel hadi!” der gibi kıpır kıpır duruyordu. Ege kendini tutamadı, yatağından indi, parmak uçlarında sandığa yaklaştı.
— Anneee, bu halı neden hep sandığın üstünde?
Annesi gülümsedi, saçlarını okşadı.
— Çünkü bu halı sıradan bir halı değil, Ege. Büyükannenin masallarından kalma.
Ege’nin gözleri kocaman oldu.
— Masallardan… derken?
— Uçan halı derken.
O an halının püskülleri minik minik titredi. Sanki “Evet evet, benim!” diyordu.
Ege heyecandan zıplamak istedi ama annesi işaret parmağını dudaklarına götürdü.
— Şşş… Uyumamız lazım. Yarın okul var.
Ege iç çekti.
— Ama ben sadece bir kere… minicik…
— Peki, dedi annesi, ama sadece uykudan önce kısa bir “iyi geceler turu.”
Ege’nin kalbi “tık tık tık!” diye hızlı hızlı atmaya başladı.
Annesi halıyı usulca açtı. Halı, odanın ortasında serildi ve desenleri birden daha canlı görünmeye başladı: Mavi dalgalar, altın yıldızlar, turuncu bulutlar… Üstelik halının ortasında minik bir pusula gibi bir motif vardı.
Ege halının üzerine oturdu. Halı hafifçe yaylandı; sanki bir yastık gibi yumuşaktı. Sonra halının kenarı kıpırdadı, püsküller birer parmak gibi Ege’ye doğru sallandı.
— Halı… konuşabiliyor musun? diye fısıldadı Ege.
Halıdan incecik bir ses geldi, sanki rüzgârla karışmış bir kıkırdama gibi:
— Hıhıhı! Ben konuşurum, uçarım, şarkı da mırıldanırım. Ama en çok… gıdıklanmayı severim!
Ege kahkahayı patlattı.
— Gıdıklanmayı mı?
— Evet! Püsküllerim gıdıklanınca motorum çalışır!
Annesi şaşkınlıkla Ege’ye baktı, sonra o da güldü.
— Demek motorun püsküller…
Ege iki parmağıyla püskülleri hafifçe gıdıkladı. Halı “pır pır pır” diye titreşti. Odanın içindeki hava sanki balon gibi hafifledi. Halı yavaşça yükseldi; önce bir karış, sonra bir yastık boyu…
— Vaaay! dedi Ege.
— Yavaş yavaş, dedi annesi. Düşmeyelim.
Halı ciddileşti.
— Merak etmeyin. Emniyet kemeri yok ama ben çok iyi tutarım. Hem benim kuralım var: Korku yok, sadece neşe!
Ege sevinçle başını salladı.
— Tamam! Korku yok!
— O zaman… dedi halı, ilk durak: Şeker Bulutu Sokağı!
Bir “vuuup” sesiyle halı pencerenin önüne süzüldü. Pencere kendi kendine aralandı; perde kenara çekildi. Halı, nazikçe dışarı çıktı. İstanbul’un üstünde, akşamın mor-lacivert gökyüzünde süzülmeye başladılar.
Aşağıda sokak lambaları yanmış, kediler kaldırımda esnemişti. Uzaktan simitçinin sesi geliyordu ama sanki rüyadan geliyormuş gibi yumuşaktı.
Ege heyecanla eğildi.
— Anne, bak! Minik arabalar oyuncak gibi!
Annesi Ege’yi sıkıca tuttu.
— Evet, ama sen de minik bir kuş gibisin şimdi.
Halı gururlandı.
— Benimle uçan herkes kuş gibi olur. Ama kanat çırpmadan!
Biraz daha yükseldiler. Derken gökyüzünde, pamuk gibi beyaz bir bulut belirdi. Bulutun üstünde pastel renkli şekerler vardı; sanki lokum ve pamuk şeker karışımı bir sokak döşemesi gibi.
Bulut konuştu, sesi köpük gibi yumuşaktı:
— Hoş geldiniz! Ayakkabılarınızı bulut kapısında gülümseme ile siliniz!
Ege kıkırdadı.
— Ayakkabı silmek yerine gülümsemek mi?
Bulut “pof!” diye bir kahkaha attı.
— Evet! Burada temizlik gülümsemeyle olur.
Ege en büyük gülümsemesini yaptı. Halı bulutun üstüne kondu. Bulut yolu gıcırdamadı, sadece “pıt pıt” diye tatlı bir ses çıkardı.
Bir köşede, minik bir dükkan vardı: “Uykucu Kurabiye Büfesi.” Tezgâhın arkasında şapkalı bir kurabiye duruyordu. Kurabiyenin gözleri çikolata damlasıydı.
— Merhabaaa! dedi kurabiye. — Ben Kaptan Tarçın! Ne istersiniz?
Ege şaşkınlıktan ağzı açık kaldı.
— Kurabiye… konuşuyor!
— Tabii konuşurum, dedi Kaptan Tarçın. — Konuşmayan kurabiye, çayla anlaşamaz!
Annesi gülerek eğildi.
— Biz korkusuz, neşeli bir turdayız. Uykudan önce tatlı bir şey bakıyoruz.
Kaptan Tarçın göz kırptı.
— O zaman size “Gülücük Kurabiyesi” öneririm. Isırınca içinden mini bir kıkırdama çıkar.
Ege hemen elini uzattı.
— Alabilir miyim?
— Al tabii, dedi kurabiye. — Ama bir şartla: Birine güzel bir söz söyleyeceksin.
Ege düşündü. Sonra annesine döndü.
— Anne, sen dünyanın en yumuşak yastığı gibisin. Yanında hep rahatlıyorum.
Annesinin gözleri doldu ama yüzü gülümsedi.
— Canım benim…
Kaptan Tarçın alkışladı.
— İşte bu! Neşenin yakıtı güzel sözlerdir!
Ege kurabiyeyi ısırdı. Gerçekten de “hihihi!” diye minicik bir kıkırdama çıktı. Ege de gülmeye başladı. Halı bile titreyerek güldü.
Halı yeniden havalandı.
— İkinci durak: Renkli Balon Parkı!
Gökyüzünde bir park belirdi, ama parkın çimleri yeşil değil, renkli balonlardan oluşuyordu. Balonlar yere bağlıydı, üstlerine basınca zıplıyordun.
Parkın girişinde bir tabela vardı: “Zıplarken kahkaha zorunludur!”
Ege zıplamak için sabırsızlandı. Halı yumuşakça yere indi.
— Hazır mısın? dedi halı.
— Hazırım! dedi Ege.
Ege balon çimlere adım attı. Balonlar “boing!” diye zıplattı. Ege kahkahayı patlattı. Annesi de dayanamadı, o da zıpladı. İkisi birden “boing boing boing” diye hoplayıp durdu.
Derken parkın ortasında bir sahne vardı. Sahnenin üstünde, minik bir orkestrayı andıran kuşlar dizilmişti: Serçe keman çalıyor, martı davul tıkırdatıyor, güvercin flüt üflüyordu.
Kuş şefi, minik bir baykuştu ama uykulu değil; tam tersine çok neşeliydi.
— Hoş geldiniz! dedi baykuş. — Bu gece “Uyku Öncesi Şarkı Yarışması” var. Katılır mısınız?
Ege panikledi.
— Ben şarkı söyleyemem!
Halı araya girdi.
— Söylemek zorunda değil. Mırıldanmak da olur. Hem burada kimse yanlış söylemez, sadece farklı söyler.
Annesi Ege’nin omzuna dokundu.
— İstersen beraber mırıldanırız.
Ege biraz rahatladı.
— Tamam… ama çok kısık.
Baykuş şef, batonunu salladı. Kuşlar tatlı bir melodiye başladı. Ege ve annesi mırıldandı. Halı da “hımm hımm” diye eşlik etti; püskülleri ritim tuttu.
Şarkı bitince kuşlar alkışladı, balon çimler bile “pıt pıt” diye alkış gibi ses çıkardı.
Baykuş şef gözlerini kısarak gülümsedi.
— Bu şarkı çok güzel. Çünkü içinde birlikte olma duygusu var.
Ege içinin ısındığını hissetti. Sanki kalbinin içinde küçük bir ışık yanmıştı.
Halı tekrar yükseldi.
— Üçüncü ve son durak: Yıldız Yastığı Adası. Orası uyku kapısıdır.
Gökyüzünde bir ada belirdi. Ada, dev bir yastık gibiydi. Üstü bembeyaz, kenarları pamuk gibi kabarık… Etrafında minik yıldızlar dolanıyordu. Yıldızlar “şıngır şıngır” diye nazikçe ses çıkarıyordu.
Halı adanın üzerine indi. Ege hemen uzandı. Gerçekten de yastık gibi yumuşaktı. Annesi de yanına oturdu.
Adanın ortasında, bir kuyu vardı ama su kuyusu gibi değil; ışık kuyusuydu. İçinden parıltılar yükseliyordu. Kuyu başında minik bir görevli duruyordu: Parlak şapkalı, gülümseyen bir yıldız.
— Merhaba! dedi yıldız görevli. — Ben Parıl. Uykuya geçişte yardımcı olurum.
Ege fısıldadı.
— Uykuya geçiş mi?
— Evet, dedi Parıl. — Uykunun kapısı burada. Ama kapı sadece neşeli ve huzurlu kalplere açılır.
Annesi Ege’ye baktı.
— Kalbin neşeli mi?
Ege düşündü. Az önceki kurabiye, balon park, kuşların müziği… Annesinin yanında oluşu… Halının şakaları… Hepsi içini sıcacık yapmıştı.
— Evet, dedi Ege. — Hem neşeli hem de… sarılmak istiyor.
Annesi Ege’yi kucakladı. Ege başını annesinin omzuna koydu.
Halı usulca konuştu.
— Benim görevim de bu zaten. Eğlendirip yumuşatmak. Uykuyu kolaylaştırmak.
Ege halıya döndü.
— Sen hep bizimle kalacak mısın?
Halı püsküllerini salladı.
— Ben buradayım. Sandığın üstünde. Ama unutma, her gece uçmak gerekmez. Bazen sadece hayal etmek de yeter.
Parıl yıldızı, kuyudan bir avuç ışık aldı ve Ege’nin başının üstünde serpti. Işıklar minik baloncuklara dönüştü; baloncuklar “pof!” diye patlayıp tatlı bir gülücüğe dönüştü.
— Bu ne? dedi Ege, gözleri ağırlaşırken.
Parıl fısıldadı:
— Bu, “Gülümseyen Uyku Tozu.” Korku yapmaz, sadece tatlı rüya yapar.
Ege esnedi. Annesi saçlarını okşadı. Gökyüzü daha da sakinleşti. Halı, Ege’nin üstüne ince bir sıcaklık serdi; sanki battaniye gibi.
— Anne… dedi Ege, sesi uykulu.
— Efendim canım?
— Bugün en çok… seninle zıplamayı sevdim.
Annesi gülümsedi.
— Ben de senin güzel sözünü sevdim.
Halı son bir şaka yaptı, çok kısık sesle:
— Yarın yine uçarız… ama önce diş fırçalama şart!
Ege güldü ama gülüşü esnemeye karıştı. Göz kapakları ağırlaştı. Yıldız yastığı adası hafifçe sallanıyordu; tıpkı ninni gibi.
Parıl yıldızı, halıya başını eğdi.
— Görev tamamlandı. Neşe doldu, huzur geldi.
Halı, pencereden geri süzüldü. Oda yine Ege’nin odasıydı. Ege yatağında, annesinin yanındaydı. Halı sandığın üstüne rulo oldu ama püskülleri bir kez daha “iyi geceler” der gibi kıpırdadı.
Ege son kez mırıldandı:
— Halı… teşekkür ederim…
Annesi fısıldadı:
— İyi geceler, uçan rüyalar…
Ve Ege, gülümseyerek, pamuk gibi bir uykuya daldı. Bu gece rüyasında balon çimlerde zıpladı, kurabiyelerle selamlaştı, kuşlarla mırıldandı… Hepsi eğlenceli, hepsi sıcacık, hepsi tam da çocukların gülerek uyuması için…