Zaman Kapısı Masalı
Bir zamanlar, rüzgârın eski şarkılar söylediği, dağların sislerle gizlendiği küçük bir köy vardı. Bu köyün en meraklı çocuğu Derin adında, 10 yaşında bir kızdı. Saçları hep dağınık olurdu çünkü rüzgârla yarışmayı severdi. Köydeki herkes onun sorularından kaçar olmuştu. Çünkü Derin, basit şeylerle yetinmezdi.
Bir gün büyükannesinin tavan arasında eski bir sandık buldu. Üzerinde garip semboller vardı; güneş, ay ve ortasında da dönen bir kum saati. Tozlarını üfleyip kapağı kaldırdığında, içinden küçük bir cep saati çıktı. Ama bu saatin camı, diğerlerinden farklıydı — sanki içinde dalgalanan sıvı bir zaman vardı.
Derin saati eline alınca, birden ortalık sessizleşti. Ne kuş sesi kaldı, ne rüzgâr… Sadece saatin tik-tak sesi yankılanıyordu.
— “Bu da ne böyle?” diye fısıldadı Derin, şaşkın gözlerle.
Tam o anda bir ses duydu, saatin içinden geliyordu:
— “Sonunda biri beni buldu.”
Derin korkuyla saati yere düşürdü ama saat kırılmadı. Sadece içindeki ışık parladı ve odada bir kapı belirdi. Kapının üstünde altın harflerle yazıyordu: ZAMAN KAPISI.
— “Gerçek mi bu? Yoksa rüya mı görüyorum?” dedi Derin, kalbi hızla atarken.
Saat tekrar konuştu:
— “Zaman asla rüya değildir, küçük dostum. Cesaretin varsa içeri gir.”
Derin bir an tereddüt etti ama merakına yenik düştü. Elini kapıya uzattığında, ışık onu içine çekti. Gözlerini açtığında, kendini aynı köyün yüzlerce yıl öncesinde buldu. Ama her şey farklıydı — evler taştandı, insanlar uzun pelerinler giyiyordu.
Yavaşça yürürken bir çocuk ona yaklaştı.
— “Sen kimsin? Bu kıyafetlerin çok garip.”
— “Ben… Derin. Sanırım buraya yanlışlıkla geldim.”
— “Yanlışlıkla mı? Burada yanlışlık diye bir şey yoktur. Ben Aras.”
Aras, gözleri ışıl ışıl parlayan, neşeli bir çocuktu. Onu köy meydanına götürdü. Meydanda dev bir saat kulesi vardı ama ibreleri tersine dönüyordu. Derin şaşkınlıkla baktı.
— “Saatleriniz ters mi çalışıyor burada?”
Aras güldü:
— “Tabii ki! Biz geçmişe doğru yaşarız. Her gün bir gün önceyi hatırlarız, yarını değil.”
Derin’in kafası allak bullak olmuştu.
— “Ama nasıl olur bu? İnsanlar geleceğe yürür, geçmişe değil.”
Aras omuz silkti:
— “Belki de siz yanlış yönde yürüyorsunuzdur.”
O anda gökyüzü kararır gibi oldu. Kuleden derin bir çan sesi yayıldı. Köylüler panikle etrafa koşuşturdu. Aras Derin’in kolunu tuttu.
— “Gel, saklanmamız gerek! Zaman Muhafızları geliyor!”
Derin şaşkınlıkla sordu:
— “Kim bunlar?”
— “Zamanın akışını bozanları yakalarlar. Eğer seni görürlerse, seni ‘Zamansızlık Kuyusu’na atarlar!”
Birlikte eski bir değirmenin arkasına saklandılar. Derin nefesini tutarken, gökyüzünden siyah pelerinli üç figür indi. Yüzleri görünmüyordu, sadece kollarında dönen kum saati işaretleri vardı. Her adımlarında çevre donuyordu; rüzgâr bile korkudan susmuştu.
Aras kulağına fısıldadı:
— “Seni buraya getiren şey kutsal bir anahtardır. Onlar onu arıyorlar.”
— “Ama ben sadece bir saat buldum!”
— “O saat ‘Zamanın Kalbi’dir. Bin yıldır kayıptı!”
Derin’in kalbi daha hızlı atmaya başladı.
— “Onu geri verirsem beni bırakırlar mı?”
Aras başını iki yana salladı:
— “Hayır, o saat birini seçer. Artık seninle bağlı. Onu veremezsin.”
Tam o sırada Muhafızlardan biri seslendi:
— “Zamanın izini hissediyorum. Buradalar!”
Aras Derin’in elinden tuttu ve ormanın derinliklerine doğru koşmaya başladılar. Ay ışığı ağaçların arasından süzülüyor, her adımda çevre farklı bir zamana dönüşüyordu: bazen yaz, bazen kış, bazen ilkbahar… Derin anlamıştı: bu orman, Zaman Ormanıydı.
Koşarken Derin yere düştü. Saat elinden fırlayıp bir ağacın köklerine takıldı. Ağaç bir anda ışıldadı, gövdesinde dönen bir kapı açıldı. Aras nefes nefese,
— “İşte! Bu da Zaman Kapılarından biri!” dedi.
— “Nereye açılıyor?”
— “Zamana göre değişir. Şanslıysak, evine dönebilirsin.”
Ama Muhafızlar yaklaşmıştı. Ayak sesleri yankılanıyordu. Derin korkuyla saati eline aldı.
— “Ne yapmam gerek?”
Saat bu kez kalbinden gelen bir sesle yanıtladı:
— “Zaman, korkanlara değil inananlara açılır.”
Derin derin bir nefes aldı. Gözlerini kapattı ve içinden fısıldadı:
— “Evime dönmek istiyorum ama Aras’ı da bırakmam.”
Bir ışık patlaması oldu. İkisi birden başka bir zamana geçtiler. Derin gözlerini açtığında, gökyüzü mavi, kuşlar cıvıl cıvıldı. Ama köy harabeye dönmüştü. Aras şaşkınlıkla etrafa baktı.
— “Burası bizim köy… ama her şey yıkılmış.”
— “Galiba geleceğe geldik.” dedi Derin.
Yerde eski bir taşta şu yazıyı gördüler:
“Zamanı doğru kullananlar, onu asla kaybetmez.”
Aras gözleri dolu dolu sordu:
— “Bu, bizim hatamız mıydı?”
Derin onun elini tuttu.
— “Hayır. Belki de bu, zamanı anlamamız içindi.”
Saat tekrar parladı. Bu kez ses hem yumuşak hem bilgeydi:
— “Her çağ, kendi dersini verir. Zaman, onu sevgiyle kullananlara hizmet eder.”
Derin içinden bir sıcaklık hissetti.
— “O zaman… zamanı düzeltmeliyiz.” dedi kararlı bir sesle.
Aras gülümsedi:
— “Ama nasıl?”
— “Zamanı geri değil, ileri çevireceğiz. Cesaretle.”
İkisi birlikte saatin üzerindeki ibreleri çevirdi. Kule bir anda yeniden inşa oldu, evler toparlandı, insanlar sokaklara döküldü. Her şey yeniden canlandı. Zaman artık doğru yönde akıyordu.
Aras hayranlıkla baktı:
— “Başardık!”
Derin gülümsedi:
— “Hayır, birlikte başardık. Çünkü zaman da tıpkı dostluk gibi, paylaşıldıkça anlam kazanır.”
Gökyüzünden bir ışık indi, Muhafızlar bir kez daha belirdi ama bu kez farklıydılar. Pelerinleri beyazdı. En öndeki Muhafız konuştu:
— “Zaman dengesini yeniden kurdunuz. Artık korkmayın.”
Derin şaşkınlıkla sordu:
— “Artık her şey normale dönecek mi?”
— “Zaman artık senin kalbinde, küçük zaman yolcusu.”
Derin gözlerini kapattı. Işık onu sararken, Aras’a son kez baktı.
— “Seni unutmayacağım.”
Aras gülümsedi:
— “Ben de seni. Ama merak etme, her zaman buluşuruz. Çünkü dostluk da bir zaman kapısıdır.”
Bir an sonra Derin kendini yine büyükannesinin tavan arasında buldu. Elinde hâlâ aynı saat vardı, ama bu kez içindeki sıvı altın gibi parlıyordu. Camına dokundu, küçük bir kum tanesi gibi bir anı parladı: Aras’ın gülümsemesi.
Aşağıdan büyükannesinin sesi geldi:
— “Derin! Yine o tavan arasında mısın? Yemek hazır!”
Derin gülümsedi, saati cebine koydu.
— “Geliyorum babaanne! Sadece… zamanı biraz düzeltmem gerekiyordu.”