Mavi Kelebek Masalı

Mine Kaya 1317 Okuma Süresi: 5 dk Okul Öncesi Masallar
Mavi Kelebek Masalı

Güneş, yumuşak sarı ışıklarıyla ufku boyarken, küçük bir ormanın kıyısında yaşayan Elif henüz uykusundan yeni uyanmıştı. On yaşında, hayal gücü büyük, kalbi ise kocaman bir çocuktu. Penceresinden dışarı baktığında, her sabah olduğu gibi kuş sesleriyle selamlanacağını düşündü. Ama bu sabah çok farklıydı.

Pencerenin önünde, daha önce hiç görmediği kadar parlak bir mavi kelebek duruyordu. Kanatları ışığa çarpınca gökkuşağı gibi parlıyor, sanki evrenin bütün sırlarını saklıyormuş gibi titriyordu.

“Sen… gerçek misin?” dedi Elif, şaşkınlıkla.

Kelebek bir süre havada asılı kaldı, sonra yavaşça Elif’in uzattığı eline kondu. Elif’in kalbi hızla çarpmaya başladı. Çünkü kelebeğin kanatlarından yayılan minik mavi ışıklar odanın içine yayılmış, her yeri büyülü bir şekilde aydınlatmıştı.

“Beni duyuyor musun? Gerçekten beni duyabiliyorsan, lütfen bir şey yap.”

Kelebek, kanatlarını ağır ağır çırptı. Tam o anda Elif’in kulağında incecik, melodik bir ses yankılandı.

“Elbette seni duyuyorum, Elif.”

Elif gözlerini açtı, olduğu yerde dona kaldı.

“KONUŞUYORSUN!”

“Ben bir Mavi Rüya Kelebeğiyim. Çok az kişi bizi görebilir, daha azı da sesimizi duyabilir. Sen özel bir çocuksun.”

Elif yüzünü kapatıp kısa bir çığlık attı. Ama bu sevinç dolu bir çığlıktı.

“Peki neden benim penceremde belirdin? Bir şey mi oldu?”

Kelebek havada küçük bir daire çizerek cevap verdi.

“Yardımına ihtiyacım var. Ormanın kalbindeki Işık Çiçeği kaybolmak üzere. O çiçek kaybolursa, kelebeklerimizin rüyaları da söner. Ve ben… ben varlığımı kaybederim.”

Elif’in içi bir anda ürperdi. Bu minik, masal gibi varlığı korumak için bir şeyler yapması gerektiğini hissetti.

“Tamam! Sana yardım edeceğim! Ama nasıl?”

“Ben yol göstereceğim. Sadece kalbini açık tut ve pes etme.”

Elif hızla çantasını aldı, içine bir su matarası, küçük bir ekmek dilimi ve annesinin ördüğü mavi atkıyı koydu. Kelebek penceren dışarı süzüldü.

“Beni takip et.”

Ormanın girişine geldiğinde, ağaçların gövdeleri karanlık ama üst dallarındaki yapraklar altın sarısı ışıklarla parlıyordu. Sanki orman, Elif'i bekliyormuş gibi sessiz ve dikkat kesilmişti.

“Bu ormana ilk kez giriyorum.” dedi Elif, hafiften ürkerek.

“Korkma. İçinde hem tehlike hem de mucize barındırır. Doğru kalpler ikisini ayırt edebilir.” dedi kelebek.

Bir süre ilerlediler. Kuş sesleri azaldı, rüzgâr bile daha hafif esiyordu. Sonunda, kara gölgelerin dolaştığı bir bölgeye geldiler. Ağaçların üzerinde, karanlık tüylerle kaplı tuhaf kuşlar oturuyordu.

Elif ürperdi.

“Bu... bunlar da ne?”

“Karanlık Rüya Kuşları.” dedi kelebek. “Işık Çiçeği soldukça onlar güçleniyor. Dikkat et.”

Kuşlardan biri kanat çırptı ve kıza doğru süzüldü.

Elif bağırdı.

“NE YAPIYOR?!”

“Sakin ol!” dedi kelebek. “Onlar korkudan beslenir.”

Elif içini çekti, gözlerini kapadı ve kendini sakinleştirmeye çalıştı.

“Ben… korkmuyorum.”

Gecenin içinden gelen bir ses gibi kuş geri çekildi. Sonra yavaşça uzaklaştı.

Kelebek hayranlıkla havada döndü.

“Bunu başardın! Duygularını kontrol edebiliyorsun.”

Elif utangaçça gülümsedi.

“Pek kolay değildi.”

Bir süre sonra orman içindeki bir açıklığa çıktılar. Burada akan küçük bir nehir vardı ama bu sıradan bir nehir değildi. Suyu mavi, gümüş ve mor karışımı bir ışıkla akıyordu.

“Burası Işık Nehri.” dedi kelebek. “Bu nehri geçmeden çiçeğe ulaşamayız.”

Elif suya baktı.

“Ama köprü yok ki… nasıl geçeceğiz?”

Kelebek usulca Elif’in eline kondu.

“Kendine inanırsan su seni taşır.”

Elif gözlerini büyüttü.

“Su… beni taşıyacak?”

“Evet. Ama sadece kalbinde hiçbir şüphe yoksa.”

Elif tereddüt etti. Suya adımını attığında tüyleri diken diken oldu. Sanki ayağının altından ışık yükseliyordu. Bir adım daha… ve bir adım daha…

Korkusu azalınca fark etti ki gerçekten batmıyordu. Işık Nehri onu nazikçe taşıyordu.

“Başardım!” diye bağırdı.

“Sen çok daha fazlasını başaracaksın.” dedi kelebek.

Nehirden geçtikten sonra büyük bir ağacın dibinde kare şeklinde bir açıklık buldular. Yerin altından hafif bir parlaklık yükseliyordu.

Elif eğildi.

“Bu… bir kapı gibi.”

“Işık Çiçeği burada.”

Elif kapıyı açtı ve aşağı doğru inen taş merdivenleri gördü. Adımlarını dikkatle atarak ilerledi.

Sonunda geniş bir odaya geldiler. Odanın tam ortasında cam gibi bir kubbenin içinde solmakta olan Işık Çiçeği duruyordu. Yaprakları sönük, ışığı neredeyse tükenmişti.

Elif’in gözleri doldu.

“Bunu nasıl kurtaracağız?”

Kelebek hafifçe süzüldü.

“Ona dokunamazsın. Onu ancak temiz bir kalp uyandırabilir.”

“Onu uyandırmak için ne yapmam gerek?”

“Kalbinden gelen en güçlü duyguyu söyle… Sevgini.”

Elif çiçeğe yaklaştı, dizlerinin üzerine çöktü. Gözlerinden bir damla yaş süzüldü.

“Lütfen… kaybolma. Karanlık seni hak etmiyor. Sen parlamayı hak ediyorsun. Bu orman seni hak ediyor. Ben… seni kurtarmak istiyorum.”

Çiçeğin soluk ışığı bir anlığına titredi. Elif derin bir nefes aldı ve devam etti.

“Hayat bazen zor… ama senin ışığın başkalarına umut oluyor. Tıpkı bana olduğu gibi. Lütfen… yeniden aç.”

Gözyaşı çiçeğin üzerine düştüğü anda her yer mavi bir ışıkla patladı. Oda, gökyüzünü andıran bir parıltıyla doldu. Çiçek yeniden açtı. Bu kez eskisinden de parlaktı.

Kelebek, ışıkların içinde dönerken sevinçle bağırdı.

“Başardın! Elif… sen mucizelere inanan bir kalbin ne demek olduğunu gösterdin.”

Orman çıkışına vardıklarında güneş batıyordu. Mavi kelebek Elif’in eline kondu.

“Artık gitmeliyim.”

Elif’in içi burkuldu.

“Seni bir daha göremeyecek miyim?”

Kelebek ışıldayarak cevap verdi:

“Ne zaman kalbin kararsa, beni hatırla. Işığım hep seninle olacak. Çünkü sen bana hayat verdin.”

Bu sözlerle kelebek havalandı, gökyüzünde bir mavi çizgi bırakıp görünmez oldu.

Elif derin bir nefes aldı ve gülümsedi. Ormandan çıkarken biliyordu ki artık sıradan biri değildi. Bir mavi kelebeğin dostuydu ve bir mucizenin parçası olmuştu.

Gecenin rüzgârı saçlarını savururken içinden şu sözler geçti:

Mucizeler bazen bir kelebeğin kanadında saklıdır. Ve insan kalbi, karanlığın içinden bile ışık çıkarabilir.

Yazıyı Paylaş: