Siyah İnci Masalı
Bir varmış bir yokmuş… Rüzgârın tuz kokulu estiği, dalgaların kıyıya masal taşıdığı bir sahil kasabasında yaşayan meraklı bir çocuk varmış. Adı Mira’ymış. Mira, denizi öyle çok severmiş ki, her sabah uyanır uyanmaz sahile koşar, dalgaların arasındaki en küçük değişikliği bile fark edermiş.
Bir sabah deniz alışılmadık şekilde sessizmiş. Kuşlar bile daha kısık ötüyormuş. Mira, kumların üzerinde yürürken kulağına ince, titreşimli bir ses gelmiş. Sanki biri fısıldıyormuş.
— Beni bul…
Mira irkilmiş. Çevresine bakmış ama kimse yokmuş.
— Derinlerdeyim… beni bulursan ışığın da değişir…
Mira heyecanla fısıldamış:
— “Kim var orada?”
— Denizin kalbi… siyah inci…
Ses kaybolmuş. Mira’nın göğsünde bir ateş yanmış; merak ile korku birbirine karışmış.
O gün Mira, limanda çalışan yaşlı balıkçı Daren’e seslenmiş.
— Daren Amca, siyah inci diye bir şey var mı gerçekten?
Daren gözlerini kısmış, yüzü düşünceli bir buluta dönmüş.
— Siyah inci mi? O, denizin hem en güzel hem en tehlikeli sırrıdır. Onu arayanların kalbi önce karanlıkla sınanır. Peki sen bunu neden soruyorsun Mira?
Mira dudaklarını ısırmış.
— Biri… ya da bir şey… bana seslendi. Onu bulmamı istiyordu.
Daren’in bastonu titremiş.
— Ses duyduysan… kader seni çağırıyor olabilir. Ama yalnız gitme. Suyun dili soğuktur, dost ister.
Mira düşünmüş. Kasabada onun en iyi dostu, deniz kabukları toplayan neşeli çocuk Talu’ymuş. Hemen koşup onu bulmuş.
— Talu! Derine dalmamız lazım. Bir hazine varmış, siyah inci! Sesini bile duydum!
Talu kahkahasını yarıda kesmiş.
— Ses mi? Deniz sana konuştuysa bu ciddi bir şey Mira. Tamam, geliyorum. Ama ikimiz de korkarsak geri döneriz, tamam mı?
— Tamam! demiş Mira.
Ama ikisi de aslında korktuklarını geri dönmek için bir sebep yapmak istemiyorlarmış.
İki küçük maceracı, eski ama sağlam bir sandala binmişler. Gökyüzü maviden griye dönmüş. Dalgalar büyümeye başlamış. Sanki birileri onları derinlere çekmeye uğraşıyormuş.
Mira, kürek çekerken tekrar duyduğu o sesi hissetmiş.
— Çabuk gel… zaman bitiyor…
Talu ürpermiş.
— Bunu duydun mu Mira? Bu sefer ben de duydum!
Mira başını sallamış.
— Evet… inci bizi istiyor.
Kasabanın dışındaki büyük kayalıklara geldiklerinde su aniden berraklaşmış. Dibe doğru ışık saçan kıvrımlı bir yol görünüyormuş. Sanki su altı bir orman açılmış.
— Bu normal değil… demiş Talu.
Mira heyecanla fısıldamış:
— Ama güzel. Hadi!
İkisi de şnorkellerini takıp suya dalmışlar. Suyun altında sessizlik, adeta bir orkestranın nefes alışları gibi derinmiş. Mercanlar yavaşça titreşiyor, balık sürüleri onları huzurla selamlıyormuş.
Birden karşılarına yaşlı bir deniz kaplumbağası çıkmış. Gözleri bilgelik taşıyormuş.
— Siyah inciyi mi arıyorsunuz çocuklar?
Mira şaşkınlıkla sormuş:
— Evet! Ama sen nasıl biliyorsun?
— O inci, denizin her kalp atışını duyar. Okuduğunuz bir masal değil. Gerçek bir sınav. Arayanın niyetini tartar.
Talu endişeyle sormuş:
— Biz niyetimizi nasıl göstereceğiz?
— Korkunuza rağmen ilerleyerek. Sevginizi saklamadan konuşarak. Kalbinizi dürüstçe açarak.
Kaplumbağa yavaşça geri çekilmiş.
— Yol sizi bekliyor. Ama unutmayın… inci yalnız alınmaz, hak edilir.
Mira ve Talu daha derine dalmışlar. Su kararmaya başlamış. Işık azaldıkça Mira’nın içinde garip bir his ağırlaşmış.
— Talu… nefesim daralıyor gibi…
— Ben de hissediyorum… Mira, geri mi dönsek?
Tam o anda yine o ses duyulmuş. Bu kez daha güçlü, daha yakın.
— Korkudan kaçan ışığı bulamaz… Karanlığa bakın, çünkü inci orada saklanır…
Mira yumruklarını sıkmış.
— “Ben karanlıktan kaçmayacağım.”
Talu, Mira’nın cesaretine hayran kalmış.
— Tamam. Birlikte bakarız.
İkilinin önünde yavaşça açılan dev bir mağara belirmiş. Duvarları siyah taşlarla kaplıymış fakat taşların arasında fısıltılar dolaşırmış. Sanki mağaranın kendisi konuşuyormuş.
— Yalnız olan kaybolur… ama birlikte gelen yolunu bulur…
Mira ve Talu el ele tutuşmuş.
Mağaranın ortasında, küçük bir ışık huzmesi görülüyormuş. Huzmenin tam altında ise siyah bir parıltı… tıpkı gecenin ortasında parlayan bir yıldız gibi.
— Bulduk! diye fısıldamış Mira.
Tam inciye yaklaşacakları sırada mağaranın duvarlarından karanlık şekiller çıkmış. Suyun içinde dans eden gölgeler gibi.
— Karanlığın sınavı! diye bağırmış Talu.
Gölgeler onlara yaklaşmış. Mira’nın tam kalbine dokunur gibi olmuşlar. İçinde daha önce hiç hissetmediği bir ağırlık çökmüş.
— Yalnızsın… başarısızsın… seni kimse anlamıyor… diye fısıldıyormuş gölgeler.
Mira gözlerini kapatmış. Göğsü sıkışmış.
Talu hemen ona sarılmış.
— Mira! Onlara kulak verme! Seni ben anlıyorum! Sen güçlüsün!
Gölge geri çekilmiş. Mira titreyen sesiyle konuşmuş:
— Ben yalnız değilim. Talu yanımda. Ben de onun yanındayım.
Gölge tamamen kaybolmuş.
Sıra Talu’ya gelmiş. Onun içine fısıldamışlar:
— Sen yeterince cesur değilsin… Mira seni taşıyor… sen sadece yük oluyorsun…
Talu’nun gözleri dolmuş. Ama Mira elini sımsıkı tutmuş.
— Talu, sensiz ben buraya gelemezdim. Sen benim gücümsün.
Talu derin bir nefes almış.
— Ben… ben de güçlüyüm. Ve Mira’yla birlikte karanlıktan korkmam!
Son gölge de suda çözülüp gitmiş. Mağara aydınlanmaya başlamış.
İnci artık tamamen görünüyormuş.
Zarifçe yaklaşmışlar. Mira incinin üzerine dokunduğunda bir anda etraf bembeyaz ışıkla dolmuş. Işık yumuşakmış, bir annenin sıcaklığına benziyormuş.
İnci konuşmuş.
— Korkusunu kabul edenler, sevgisini paylaşanlar, karanlığa yüzünü dönüp ışığını unutmayanlar… beni hak eder. Mira ve Talu… artık siz Siyah İnci’nin Dostları’sınız.
Mira’nın kalbi hafiflemiş.
— Biz ne yapacağız şimdi?
— Işığınızı taşıyacaksınız demiş inci.
— Karanlık kalplere umut olacaksınız. Kendinize sadık kalacaksınız. Ve her zorlukta birbirinizi hatırlayacaksınız.
Bir anda mağara dalgalarla dolmuş. İki çocuk kendilerini suyun yüzeyine yükselirken bulmuş.
Bir nefeste dışarı çıkmışlar. Gökyüzü yeniden maviye dönmüş. Güneş ışığı denizde gülümseyen kıvılcımlar yaratmış.
Talu nefes nefese gülmüş.
— Biz… başardık Mira!
— Evet! Ama en önemlisi… birlikte başardık.
Siyah inci artık Mira’nın yüreğindeymiş. Gerçekte elle tutulur bir nesne değilmiş; onların cesaretinin bir sembolüymüş.
Ve bu masal da böylece denizin tuzlu rüzgârıyla sahile ulaşmış. Dinleyen herkesin kalbine bir parça ışık bırakmış. Çünkü bazen en karanlık görünen inci, en parlak iyiliği saklarmış.
Masal burada bitse de Mira ile Talu’nun maceraları her dalgada fısıldanmaya devam etmiş.