Şarkı Söyleyen Dağ Masalı
Bir varmış bir yokmuş, yeşil çam ormanlarının gölgesinde, dere şırıltılarının ninni gibi aktığı bir vadinin ucunda kocaman bir dağ yükselirmiş. Bu dağın adı Şarkı Söyleyen Dağ’mış. Çünkü rüzgâr doğru yönden esti mi, dağın içindeki mağaralar flüt gibi ötermiş; kayaların aralarından geçen hava incecik sesler çıkarır, bazen de koca dağ sanki gülümseyerek mırıldanırmış.
Vadi köyünde yaşayan Mavi adında meraklı bir çocuk varmış. Mavi, melodilere bayılırmış; odun kırılırken çıkan tıkırtıyı bile ritim sayar, kaşıkla masaya vurup kendi kendine şarkılar uydururmuş. Bir sabah, köyün meydanında tuhaf bir şey olmuş. Kuşlar ötüyormuş, dere akıyormuş, herkes konuşuyormuş… ama sanki havada bir eksiklik varmış, sanki dünya biraz daha sessizmiş.
Mavi, kulak kabartmış. Şarkı Söyleyen Dağ’dan normalde gelen hafif mırıltı yokmuş.
Mavi koşarak anneannesinin yanına gitmiş. Anneannesi, örgüsünü dizlerine sermiş, gözlüklerinin üstünden gülümseyerek bakıyormuş.
— Anneanne, bugün dağ şarkı söylemüyor. Duydunuz mu siz de?
— Duydum elbet, Mavi. Dağın sesi susarsa, vadi de şaşırır.
— Neden susar ki? Dağlar konuşmaz derler ama bu dağ konuşuyor işte.
— Herkesin sesi bazen dinlenmek ister. Belki de dağ bir şey anlatmaya çalışıyordur.
Mavi’nin içi kıpır kıpır olmuş. Dağın bir derdi varsa, onu anlamak istiyormuş. Hemen en yakın arkadaşı Pırıl’ı bulmaya gitmiş. Pırıl, cebinde her zaman ufak bir düdük taşır, sevindi mi çalarmış.
— Pırıl! Dağ bugün suskun. Gelip bakmamız lazım!
— Suskun mu? O zaman kesin bir sürpriz vardır. Hadi gidelim!
Yola çıkmadan önce köyün fırıncısı Kıtır Usta onlara sıcak bir çörek uzatmış.
— Yol uzun, enerji lazım. Dağ sizi aç bırakmasın.
— Teşekkürler Kıtır Usta! Dönünce size dağın yeni şarkısını anlatacağız!
Ormana girdiklerinde çamların reçine kokusu etrafa yayılıyormuş. Yapraklar hışırdıyor ama dağdan gelen o tanıdık ezgi hâlâ yokmuş. Bir süre yürüdükten sonra, yosunlu bir taşın üstünde oturan yaşlı bir kaplumbağa görmüşler. Kaplumbağanın adı Tonton’muş; yavaş konuşur ama çok şey bilirmiş.
— Tonton Amca, Şarkı Söyleyen Dağ neden suskun olabilir?
— Hımm… Dağlar da kalp taşır. Kalbi kırıldıysa susar, sevinçliyse şarkı olur. Sizce onu üzen ne?
— Bilmiyoruz ama öğrenmek istiyoruz.
— O halde dağın kulaklarına değil, taşlarının arasındaki nefese bakın. Nefes tıkanırsa ses de tıkanır.
Mavi bu sözleri duyunca bir an durmuş. Nefes tıkanırsa… mağaralardan geçen rüzgâr düzgün geçemiyor olabilir miydi?
Dağın eteklerine vardıklarında küçük bir mağara ağzı görmüşler. Normalde oradan ince bir ıslık sesi gelirmiş. Şimdi ise sadece hafif bir uğultu varmış; sanki biri konuşmak isterken boğazını temizliyormuş ama ses çıkmıyormuş.
Pırıl cebindeki düdüğü çıkarıp mağara ağzına doğru hafifçe üflemiş. Düdük sesi mağaranın içinde yankılanmış, sonra aniden kesilmiş.
— Garip… Sanki içeride bir şey sesi yutuyor!
— Ben de öyle hissettim, demiş Mavi. — Bir tıkanıklık var.
Mağara ağzına yaklaşınca, taşların arasında sıkışmış kuru yapraklar, ince dallar ve hatta rüzgârın sürüklediği küçük bir bez parçası görmüşler. Hepsi bir araya gelmiş, sanki mağaranın ağzına yumuşak bir tıpa olmuş.
Mavi’nin yüzü ciddileşmiş ama gözleri umutla parlamış.
— Pırıl, bak! Dağın nefesi burada tıkanmış. Bunu temizlersek belki şarkısı geri gelir.
— Hadi! Ama dikkatli olalım, dağ kocaman. Biz küçüğüz.
— Küçük olmak engel değil. Küçük eller bazen büyük kapıları açar.
İkisi de kollarını sıvamış. Dalları tek tek çıkarmışlar. Yaprakları bir kenara toplamışlar. Bez parçasını da yavaşça çekip almışlar. Tam o anda mağaranın içinden serin bir rüzgâr üflemiş; Mavi’nin saçlarını havalandırmış, Pırıl’ın yanaklarını gıdıklamış.
Pırıl kahkahayı patlatmış.
— Ahaha! Dağ bizi gıdıklıyor sanki!
— Evet! Nefes aldı!
Rüzgâr biraz daha güçlenmiş, mağaranın içi derin bir boru gibi uğuldamaya başlamış. Sonra o uğultu bir anda incecik bir melodinin ilk notasına dönüşmüş. Sanki dağ, uykudan yeni uyanmış da sesini yokluyormuş.
Tam o sırada, mağaranın yanındaki kaya yüzeyi hafifçe titreşmiş. Mavi, korkmak yerine şaşırmış; kalbi hızlı hızlı atmış ama bu korkudan değil, heyecandanmış.
Ve sonra… dağ konuşmuş. Evet, gerçekten konuşmuş; taşların arasından gelen bir ses, rüzgârın taşıdığı yumuşacık bir şarkı gibi.
— Çocuklar… oh! Nefesim açıldı. Teşekkür ederim.
Mavi gözlerini kocaman açmış.
— Siz… siz Şarkı Söyleyen Dağ mısınız?
— Benim. Sesim mağaralarımdan geçer. Bugün rüzgârım boğazıma düğümlenmişti.
Pırıl heyecanla zıplamış.
— Sizinle konuşuyoruz! Bu gerçek mi?
— Gerçek kadar neşeli. Ve neşeli kadar gerçek.
Mavi biraz utanmış gibi gülümsemiş.
— Biz sizi üzen bir şey mi var sandık.
— Üzülmedim, ama zorlandım. Bazen küçük bir şey, koca bir sesi susturur. Siz küçük bir şey gibi görünüyorsunuz ama büyük bir iyilik yaptınız.
— O zaman şarkınızı geri isteriz! Vadinin sabahı eksik kaldı.
Dağ hafifçe güldü; gülüşü taşlara çarpıp zil sesi gibi yayılmış.
— Öyleyse dinleyin. Bu şarkı, yardım eden yüreklere.
Dağ şarkı söylemeye başlamış. Melodi önce ince bir ıslıkmış, sonra davul gibi tok bir ritim, sonra da kuş cıvıltısı gibi kıpır kıpır notalar. Rüzgâr ağaçların dallarını salladıkça şarkı büyümüş; sanki orman da koroya katılmış. Mavi’nin içi sıcacık olmuş; yüzünde istemsiz bir gülümseme belirmiş. Pırıl’ın gözleri ışıl ışıl parlamış.
Şarkı bittiğinde Mavi dayanamamış:
— Çok güzel! Ama biz bunu köye nasıl götüreceğiz? Herkes duysun isteriz.
Dağ, sanki “bu çok kolay” der gibi mırıldanmış.
— Şarkı taşınmaz, ama çağrılır. Köyünüze gidin. Meydanda el ele tutuşun. Hep birlikte derin bir nefes alın ve rüzgâra iyi dilek fısıldayın. Ben de karşılık veririm.
Pırıl hemen atılmış:
— İyi dilek mi? Mesela… herkesin yüzü gülsün gibi mi?
— Tam olarak öyle. Neşeyi çağıran dilekler, sesi çoğaltır.
Mavi ve Pırıl teşekkür edip dönüş yoluna koyulmuş. Ormandan geçerken Tonton Kaplumbağa’yı tekrar görmüşler.
— Eee, nefes açıldı mı?
— Açıldı! Dağ konuştu bile!
Tonton, gözlerini kısarak gülümsemiş.
— Demiştim. Taşın arasındaki nefes önemlidir. Siz de güzel bir rüzgâr oldunuz.
Köye vardıklarında meydan doluymuş. Herkes “Dağ niye suskun?” diye konuşuyormuş. Mavi ile Pırıl kalabalığın ortasına geçmiş.
— Herkes el ele! Dağ şarkı söylemek istiyor ama neşeli dileklerimizi duymak istiyor!
Köylüler önce şaşırmış ama Mavi’nin gözlerindeki ışığı görünce gülümsemişler. Eller birleşmiş, bir halka oluşmuş.
— Şimdi derin nefes! demiş Pırıl. — Ve rüzgâra fısıldayın: Bugün neşeyle dolsun!
Herkes aynı anda nefes almış. Sonra yumuşacık bir fısıltı yükselmiş. O fısıltı rüzgâra karışmış, vadi boyunca koşmuş ve dağa ulaşmış.
Bir saniye sessizlik olmuş.
Sonra Şarkı Söyleyen Dağ, en parlak melodisini göndermiş. Şarkı köyün çatılarında dans etmiş, pencerelerden içeri süzülmüş, çocukların kahkahasına karışmış. Fırıncı Kıtır Usta tezgâhın arkasında ritim tutmuş, anneanne örgüsünü bir an bırakıp gözlerini kapatmış; sanki gençliğindeki bir bayramı hatırlamış. Kuşlar bile daha yüksek ötüyormuş.
Mavi, Pırıl’a dönmüş.
— Duyuyor musunuz? Bizim dileğimiz şarkıya karıştı.
— Evet! Ve şarkı sanki daha da büyüdü!
Dağın sesi uzaktan son bir cümle gibi gelmiş:
— Neşeyi paylaştıkça çoğaltırsınız. Ben de her gün, bu vadinin gülümsemesini şarkı yaparım.
O günden sonra köyde bir kural oluşmuş: Rüzgâr esti mi, herkes küçük de olsa bir iyi dilek fısıldarmış. Çünkü biliyorlarmış ki, bazen bir dağın şarkısı, bir çocuğun merakıyla başlar; bir köyün gülüşüyle kocaman bir melodiye dönüşürmüş.