Padişah ve Üç Kızı Masalı

Mine Kaya 203 Okuma Süresi: 4 dk Çocuk Masalları
Padişah ve Üç Kızı Masalı

Uzak diyarların birinde, yedi tepenin arasına kurulmuş, rüzgârın bile fısıltıyla dolaştığı bir ülke varmış. Bu ülkenin padişahı, adaletiyle tanınan, sakalı ay ışığı gibi parlayan, sesi yumuşak ama kararlı bir adammış. Sarayının pencerelerinden bakarken en çok üç kızını izlemeyi severmiş. Çünkü padişahın üç kızı da birbirinden farklı, birbirinden renkliymiş.

Büyük kızı Narin, düşünceli ve sabırlıymış; küçük ayrıntıları fark eder, her işi planlayarak yaparmış. Ortanca kızı Ceren, cesur ve meraklıymış; sorular sormayı, yeni şeyler denemeyi severmiş. En küçük kızı Elif ise neşeli, duygulu ve hayal gücü geniş bir çocukmuş; kuşlarla konuşur, yıldızlara sırlar fısıldarmış.

Bir sabah padişah, sarayın geniş salonunda üç kızını yanına çağırmış. Güneş, renkli camlardan süzülüp halıların üzerine masal gibi desenler çiziyormuş.

— Sevgili kızlarım, demiş padişah, — günlerdir kalbimde bir düşünce dolaşıyor. Ülkem büyüyor, halkım çoğalıyor. Bir gün bu tahtı hanginizin devralacağına karar vermem gerek. Ama bunu yalnızca sözlerle değil, kalbinizle ve davranışlarınızla görmek istiyorum.

Kızlar birbirine bakmış. Elif’in gözleri parlamış, Ceren hafifçe gülümsemiş, Narin ise dikkatle babasını dinlemiş.

— Baba, demiş Narin, — bizden ne yapmamızı istiyorsun?

— Her biriniz, demiş padişah, — ülkenin farklı bir köşesine gideceksiniz. Orada halkın arasında yaşayacak, onların dertlerini dinleyecek, küçük bir iyilik tohumu ekeceksiniz. Döndüğünüzde bana yalnızca ne yaptığınızı değil, ne hissettiğinizi de anlatacaksınız.

Ceren hemen atılmış:

— Macera gibi! Kılıcımı alayım mı baba?

Padişah gülmüş.

— Kılıç gerekirse kullanılır kızım, ama bu yolculukta en keskin silahın kalbin olacak.

Elif usulca yaklaşmış.

— Baba, korkarsam ne yapacağım?

— Korku da yolun bir parçasıdır, demiş padişah, — onu dinle ama ona teslim olma.

Ertesi gün üç kız, farklı yönlere doğru yola çıkmış.

Narin, verimli ovaların bulunduğu bir kasabaya gitmiş. Orada çiftçilerle konuşmuş, tarlalarda dolaşmış. Bir gün yaşlı bir kadın, kırık su kuyusunun başında ağlarken Narin’i görmüş.

— Kızım, demiş kadın, — kuyumuz kurudu. Ekinlerimiz susuz.

Narin günlerce ölçüp biçmiş, kasabanın gençleriyle birlikte çalışmış. Yeni bir kanal açmışlar, suyu dağdan getirmişler. Su ilk kez tarlalara akınca herkes sevinçle bağırmış.

— Bunu nasıl başardın? diye sormuş gençlerden biri.

— Birlikte düşündük, birlikte yaptık, demiş Narin, — tek başıma olmazdı.

O an Narin’in kalbi sıcaklıkla dolmuş. İnsanların birlikte hareket edince neler yapabileceğini görmüş.

Ceren ise dağlık bir bölgeye gitmiş. Burada rüzgâr sert eser, yollar zorluymuş. Bir köyde çocukların okula gidemediğini fark etmiş; çünkü yol çok tehlikeliymiş.

— Bu çocuklar neden evde? diye sormuş Ceren.

— Yol kaygan, demiş köylüler, — her kış biri düşer diye korkarız.

Ceren etrafı incelemiş, kayaları gözden geçirmiş. Köylülerle birlikte güvenli bir patika yapmaya karar vermişler. Günlerce çalışmışlar. Eller yara olmuş ama kimse vazgeçmemiş.

Patika tamamlandığında çocuklar sevinçle koşmuş.

— Artık okula gidebilir miyiz? diye bağırmış biri.

— Gideceksiniz, hem de her gün, demiş Ceren, — bilgiye giden yol artık açık.

Ceren o an cesaretin sadece savaşmak değil, başkaları için risk almak olduğunu anlamış.

Elif ise ormanla deniz arasındaki küçük bir balıkçı köyüne gitmiş. Köyde herkes sessizmiş. Balıkçılar ağlarını onarmıyor, çocuklar gülmüyormuş.

Elif bir balıkçıya yaklaşmış.

— Neden bu kadar üzgünsünüz?

Balıkçı iç çekmiş.

— Deniz küstü bize. Balık gelmiyor.

Elif akşamları çocuklarla oturup masallar anlatmış, şarkılar söylemiş. Birlikte denizi temizlemişler; kıyıya vuran çöpleri toplamışlar. Günler sonra deniz berraklaşmış, balıklar geri dönmüş.

Bir sabah ağlar dolu gelmiş.

— Elif, sen sihir mi yaptın? diye sormuş çocuklar.

— Hayır, demiş Elif, — denize iyi davrandık, o da bize güvendi.

Elif, sevginin bazen sessizce iyileştirdiğini hissetmiş.

Aylar sonra üç kız saraya dönmüş. Padişah onları yine büyük salonda karşılamış.

— Anlatın bakalım, demiş, — ne gördünüz?

Narin anlatmış; planlamayı, sabrı ve birlikte çalışmayı. Ceren anlatmış; cesareti, korkuya rağmen ilerlemeyi. Elif anlatmış; sevgiyi, dinlemeyi, umut vermeyi.

Padişah uzun süre sessiz kalmış. Sonra ayağa kalkmış.

— Siz bana tek bir ders değil, üç ayrı yol gösterdiniz, demiş. — Bu ülkenin akla da cesarete de sevgiye de ihtiyacı var.

Kızlar merakla bakmış.

— Tahtı tek bir kişiye değil, demiş padişah, — üçünüze emanet ediyorum. Birlikte yöneteceksiniz.

Elif şaşkınlıkla sormuş:

— Üç padişah mı olacağız?

Padişah gülmüş.

— Üç yürekli padişah olacaksınız.

O günden sonra ülkede kararlar birlikte alınmış. Bazen Narin konuşmuş, bazen Ceren, bazen Elif. Halk, kendini daha güvende hissetmiş. Çünkü akıl, cesaret ve sevgi aynı masada buluşmuş.

Ve bu masal, kulaktan kulağa dolaşmış. Çocuklar uyumadan önce dinlemiş, büyükler gülümseyerek hatırlamış. Çünkü herkes bilirmiş ki, gerçek güç tek başına değil, birlikte atılan adımlarda saklıdır.

Yazıyı Paylaş: