Mavi Fısıltı Masalı

Mine Kaya 258 Okuma Süresi: 8 dk Masal Oku
Mavi Fısıltı Masalı

Gökyüzünün en yumuşak mavisine benzeyen bir sabah vardı. Deniz kıyısındaki Küçük İskele Köyü uyanırken, rüzgâr sanki herkese ayrı bir sır fısıldıyordu. Ama o sabah rüzgârın fısıltısı başka türlüydü. Daha mavi… Daha nazik… Sanki bir şarkı gibi.

Köyde Duru adında bir çocuk yaşardı. Duru’nun en sevdiği şey, denizin kıyısında birikmiş parlak taşları toplamaktı. Her taşın bir adı olmalıydı, Duru böyle düşünürdü. Kimisi “Pırıl”, kimisi “Minik Yıldız”, kimisi de “Güneş Kırıntısı” olurdu.

Duru her sabah okuldan önce iskeleye iner, taşlarına bakar, sonra da denize bir selam verirdi.

— Günaydın deniz, bugün nasılsın?

Deniz elbette konuşmazdı. Ama o sabah… deniz konuşmuş gibi oldu. Duru, suyun üstünde incecik bir tını duydu. Bir fısıltıydı. Ne bağırıyordu, ne korkutuyordu. Sanki “buradayım” diyordu.

Duru şaşırdı, bir an durdu. Rüzgâr saçlarını okşadı.

— Ben mi duydum, yoksa hayal mi ettim?

İskeleden yaşlı balıkçı Niyazi Amca seslendi.

— Duru! Okula geç kalma! Taşların kaçmıyor ya!

Duru gülümsedi.

— Tamam Niyazi Amca! Geliyorum!

Ama içindeki merak kıpır kıpırdı. Çünkü o fısıltı… gerçekten maviydi. “Mavi fısıltı” diye düşündü, adını daha o anda koydu.

Okula gitti ama aklı iskelede kaldı. Öğretmeni Elif Öğretmen tahtaya güzel bir resim çizmişti: bir deniz feneri, yanında dalgalar, üstte kuşlar…

Elif Öğretmen sınıfa dönüp sordu:

— Çocuklar, sizce deniz bize ne anlatır?

Sınıf bir anda konuşmaya başladı.

— Balıklar! dedi Aras.

— Dalgalar oyun! dedi Ada.

Duru elini kaldırdı, biraz çekinerek konuştu.

— Deniz… bazen fısıldar gibi geliyor.

Sınıf gülmedi. Elif Öğretmen merakla yaklaştı.

— Nasıl bir fısıltı Duru?

Duru gözlerini kısarak düşündü.

— Mavi bir fısıltı. Sanki sakin bir şarkı gibi.

Elif Öğretmen gülümsedi.

— Ne kadar güzel söyledin. Bazen doğa bize kelimeyle değil, hisle konuşur. Eğer bir şeyi gerçekten duyduğunu düşünüyorsan, onu anlamanın yolu dikkatle dinlemektir.

Duru’nun içi ısındı. “Dikkatle dinlemek,” diye geçirdi içinden. Bugün okul bitince hemen iskeleye gidecekti.

Öğleden sonra çantası sırtında koşarak sahile indi. Güneş yavaş yavaş eğilmişti. Su, gökyüzünü aynası gibi tutuyordu. Duru dizlerini iskeleye dayayıp denize baktı.

— Mavi fısıltı… buradaysan, yine konuş.

Bir süre sadece dalga sesi vardı. Sonra… incecik bir titreşim. Sanki suyun içinden bir kelime yükseldi:

— Buradayım…

Duru nefesini tuttu. Bu ses çok hafifti, kulakla değil, kalple duyuluyordu.

— Sen… kimsin?

Deniz kıpırdadı. Bir dalga geldi, iskeleye vurdu, köpükler bir an parladı. Sonra fısıltı tekrar duyuldu:

— Ben Mavi Fısıltı’yım. Denizin sakladığı nazik söz.

Duru’nun gözleri büyüdü.

— Ama… deniz konuşamaz ki.

— Deniz her zaman konuşur. Her dalga bir cümledir. Her köpük bir hecedir. Sadece herkes duyamaz.

Duru gülümsedi ama biraz da korktu. Fakat fısıltının sesi o kadar yumuşaktı ki korku, yerini meraka bıraktı.

— Ben neden duyuyorum peki?

— Çünkü sen taşlara isim veriyorsun. İsim veren kalp, ses duyar.

Duru kahkaha atacak gibi oldu.

— Taşlara isim vermek mi? Bu mu yani?

— Evet. Sen bir şeyi sevince, ona dikkat edince, o da seni duyar.

Duru, cebinden en sevdiği taşı çıkardı. Maviye çalan bir taştı, üzerinde beyaz çizgiler vardı.

— Bak, bunun adı “Yumuşak Bulut”.

Denizden ince bir gülüş gibi bir ses geldi.

— Güzel bir isim.

Duru oturdu, ayaklarını salladı. Sonra aklına bir soru geldi. Bu fısıltı neden şimdi ortaya çıkmıştı?

— Mavi Fısıltı… bana neden geldin? Bir şey mi istiyorsun?

Fısıltı bir an sustu. Duru, “acaba yanlış bir şey mi söyledim” diye düşündü. Sonra ses daha da yumuşak, daha da mavi geldi:

— Köyünüzde bir şey eksiliyor. Gözle görünmez ama kalple hissedilir.

Duru’nun kaşları çatıldı.

— Ne eksiliyor?

— Nezaket. Dikkat. Küçük teşekkürler.

Duru şaşırdı.

— Ama insanlar kötü değil ki. Herkes iyi.

— İyi olmak bazen yeterli olmaz. İyiliği göstermek, paylaşmak gerekir. Son günlerde herkes çok acele ediyor. Gülerken bile hızlı gülüyorlar. Birbirlerini duymaz oldular.

Duru hemen annesini düşündü. Annesi sabahları hep telaşlıydı. Babası balıkçıydı, limanda hep koşuştururdu. Komşular da öyleydi.

— Peki ben ne yapabilirim?

Deniz, usul usul dalgalandı.

— Mavi Fısıltı’yı taşı. Ama onu bir çantaya koyarak değil. Kalbine koyarak. Ve insanlara küçük mavi sözler vererek.

— Küçük mavi sözler?

— Mesela “teşekkür ederim”, “iyi ki varsın”, “yardım eder misin”, “ben buradayım”.

Duru birden heyecanlandı.

— Tamam! Bunu yaparım. Hemen yaparım!

— Acele etme. Mavi sözler acele sevmez. Önce dinle, sonra söyle.

Duru başını salladı.

— Peki. Ama bunu nasıl hatırlayacağım?

Denizden bir dalga daha geldi. Dalganın köpüğü iskeleye küçük bir deniz kabuğu bıraktı. Kabuğun üstünde mavi bir çizgi vardı, sanki boyanmış gibi.

— Bu kabuk, hatırlatır. Ama asıl hatırlatan şey senin bakışın olacak.

Duru kabuğu aldı, avucunda tuttu. Gerçekten de kabuk sanki hafifçe ılıktı.

— Teşekkür ederim, Mavi Fısıltı.

— Ben teşekkür ederim, Duru. Dinlediğin için.

O günden sonra Duru, köyde mavi sözler dağıtmaya başladı. İlk önce annesine gitti. Annesi mutfakta ekmek dilimliyordu, bir yandan da akşam yemeğini düşünüyordu.

Duru sessizce yaklaştı.

— Anne…

Annesi başını kaldırdı.

— Canım?

Duru, kabuğu cebinde yokladı. Sonra sakin bir sesle konuştu.

— Bugün senin yaptığın yemekler çok güzel kokuyor. Ellerine sağlık.

Annesi bir an durdu. Sanki zaman yavaşladı. Sonra yüzünde yumuşacık bir gülümseme belirdi.

— Ay Duru… teşekkür ederim. Çok iyi geldi bunu duymak.

Duru kalbinin içinin ısındığını hissetti. Mavi Fısıltı doğru söylemişti.

Ertesi gün Duru, babasına limanda yardım etti. Babası ağları toplarken homurdanıyordu; işi çoktu.

Duru ipleri uzattı.

— Baba, bugün sana yardım edebilir miyim?

Babası başını kaldırdı.

— Tabii edebilirsin, ama yorulursun.

— Yorulsam da olur. Seninle birlikte olmayı seviyorum.

Babası bir an şaşırdı, sonra gözleri parladı.

— Ben de seviyorum Duru. Hadi gel, beraber yapalım.

Duru’nun içinden bir dalga geçti sanki. Mavi bir dalga.

Ama köyde herkesin içi hemen yumuşamıyordu. Duru’nun en zorlandığı kişi, bakkal Rıza Abi oldu. Rıza Abi çok hızlı konuşur, çok hızlı hesap yapar, bazen de gelenlere “hadi hadi” derdi. Kimseye kötü davranmak istemezdi ama aceleden yüzü sert görünürdü.

Duru bakkala girdi. Rafların arasından “çıt çıt” sesleri geliyordu, Rıza Abi fişleri düzenliyordu.

— Rıza Abi, merhaba.

— Merhaba Duru, ne lazım?

Duru derin bir nefes aldı. Mavi fısıltıyı hatırladı: önce dinle, sonra söyle. Rıza Abi’nin göz altındaki yorgunluğu fark etti. Parmaklarının hızını, omuzlarının düşüklüğünü…

— Bugün çok yorulmuş gibisiniz. Size yardımcı olabileceğim bir şey var mı?

Rıza Abi elindeki fişi bıraktı, şaşırdı.

— Ha? Şey… yani… aslında şu kutuları taşımam lazım.

— Ben taşırım.

Rıza Abi bir an gülümsedi, ama gülümsemesi yeni öğrenilmiş gibi utangaçtı.

— Sağ ol Duru. Bazen insanın birinin “yardım edeyim” demesine ihtiyacı oluyormuş.

Duru kutuları taşırken içinden sevinç kabardı. “Mavi sözler işe yarıyor,” dedi. “İnsanlar birbirini duymaya başlıyor.”

Günler geçti. Duru’nun mavi sözleri birer kıvılcım gibi dolaştı köyde. Ama bu kıvılcımlar ateş yakmıyordu; sadece içleri ısıtıyordu.

Bir sabah okulda Aras, Ada’nın kalemini yanlışlıkla kırdı. Ada’nın gözleri doldu.

Aras utandı, ne diyeceğini bilemedi. Duru yanlarına geldi.

— Aras, ona bir mavi söz söyleyebilirsin.

Aras başını kaldırdı.

— Mavi söz ne?

Duru fısıldar gibi konuştu.

— Özür dilemek. Ve telafi etmek.

Aras derin bir nefes aldı.

— Ada… özür dilerim. İstemeden oldu. İstersen yeni bir kalem alabilirim.

Ada gözlerini sildi.

— Tamam… ama bir daha dikkat et.

— Söz veriyorum.

O an sınıfta garip bir sessizlik oldu; ama bu sessizlik ağır değil, yumuşaktı. Elif Öğretmen uzaktan izleyip gülümsedi.

Okul çıkışı Elif Öğretmen, Duru’yu yanına çağırdı.

— Duru, son günlerde sınıfta bir şey değişti fark ediyor musun?

Duru heyecanla başını salladı.

— Evet! Herkes daha sakin konuşuyor gibi.

— Evet. Çünkü biri dinlemeyi hatırlattı. Bu çok değerli.

Duru, cebindeki kabuğu sıkıca tuttu.

— Ben… sadece mavi fısıltıyı duyuyorum öğretmenim.

Elif Öğretmen şaşırmadı. Sanki bunu bekliyormuş gibi konuştu.

— Bazı çocuklar dünyayı başka bir yerinden duyar. Bu, bir yetenek gibi. Ama en güzel yanı, bunu iyiye kullanman.

Duru’nun gözleri doldu; ama bu hüzünden değil, sevinçtendi.

O akşam Duru yine iskeleye gitti. Deniz daha koyu maviydi, gökyüzünde turuncu çizgiler vardı. Duru diz çöktü, suya baktı.

— Mavi Fısıltı… yaptım. İnsanlara mavi sözler söyledim.

Denizden o tanıdık ses geldi.

— Biliyorum. Her “teşekkür ederim” dalga olur, bana gelir. Her “özür dilerim” köpük olur, kıyıya vurur.

Duru gülümsedi.

— Ama hâlâ acele edenler var. Hâlâ bazen bağırışlar oluyor.

— Olacak. Denizin de fırtınalı günleri var. Önemli olan, fırtınadan sonra sakinliği hatırlamak.

Duru bir an düşündü.

— Peki ben hep duyacak mıyım seni?

Deniz bir süre sessiz kaldı. Duru, “acaba gidiyor mu” diye endişelendi. Sonra fısıltı geldi, çok yakın, çok şefkatli:

— Sen dinlemeyi bırakmazsan, ben hep buradayım. Ama beni duymasan bile… mavi sözler sende kalır.

Duru’nun içi rahatladı.

— O zaman ben dinlemeye devam edeceğim.

— Ve söylemeye… ama nazikçe.

— Söz.

O sırada iskelede küçük bir kedi belirdi. Minik bir yavru kedi, sırılsıklam olmuştu; belli ki yağmurdan kaçmıştı. Titriyordu. Duru hemen montunu çıkardı, kediyi sardı.

— Üşümüşsün sen… merak etme. Ben buradayım.

Kedi mırıldandı. Duru kediyi kucağına alıp eve götürmek için ayağa kalktı. Tam giderken deniz, son bir cümle fısıldadı:

— İşte bu… “ben buradayım” en mavi sözdür.

Duru gülümsedi. Gökyüzü karardı ama karanlık korkutucu değildi. Çünkü köyün ışıkları birer birer yanıyordu. Ve Duru biliyordu: Işıklar sadece lambalardan gelmezdi. Bazen bir teşekkürden, bazen bir özürden, bazen de küçük bir “iyi ki varsın”dan gelirdi.

Eve giderken annesi kapıda bekliyordu.

— Duru, nerede kaldın? Merak ettim.

Duru kediyi gösterdi.

— Bir arkadaş buldum. Üşümüş. Ona yardım edebilir miyiz?

Annesi kediyi görünce hemen yumuşadı.

— Tabii ki. Hadi içeri.

Babası da kapıdan seslendi:

— Vay be! Eve misafir mi geldi?

Duru kediye baktı, sonra anne babasına döndü.

— Evet. Ve ben… iyi ki varsınız.

Annesi gözlerini kırpıştırdı, babası gülümsedi.

— Biz de iyi ki varsın Duru.

O gece Duru yatağına uzandı. Cebindeki kabuğu komodinin üstüne bıraktı. Kulakları denizin sesini aradı, ama artık aramasa da olurdu. Çünkü “Mavi Fısıltı” yalnızca denizde değil, evin içinde, okulda, bakkalda, limanda… insanların birbirine daha yumuşak bakışlarında yaşıyordu.

Duru gözlerini kapatırken son kez fısıldadı:

— Mavi fısıltı… teşekkür ederim.

Ve sanki uzaktan bir dalga cevap verdi:

— Ben de teşekkür ederim…

Yazıyı Paylaş: