Kızıl Gezegen Masalı

Mine Kaya 128 Okuma Süresi: 4 dk Çocuk Masalları
Kızıl Gezegen Masalı

Kızıl Gezegen, uzaktan bakıldığında sessiz görünürdü. Gökyüzü her zaman pas rengi bir turuncuya çalar, ufuk çizgisi kızıl kum fırtınalarıyla dalgalanırdı. Ama bu sessizliğin altında, dikkatle dinleyenler için bir dünya dolusu hikâye vardı. Çünkü Kızıl Gezegen canlıydı. Taşları bile hatırlardı.

Bu gezegende Arin adında bir çocuk yaşardı. Arin, Dünya’dan yıllar önce gelen ilk kolonistlerin torunuydu. Diğer çocuklardan biraz farklıydı. Herkes oyun oynarken o gökyüzüne bakar, gezegenin rüzgârını dinlerdi. Çünkü Arin’e göre Kızıl Gezegen konuşuyordu.

Bir akşam, küçük kubbe evlerinin dışına kurulmuş gözlem istasyonunda otururken, kırmızı kumların arasından gelen hafif bir titreşim hissetti. Ayakkabısının altı sanki nefes alıyordu.

— Anne… gezegen bana sesleniyor gibi, dedi fısıltıyla.

Annesi gülümsedi, Arin’in saçlarını okşadı.

— Burası eski bir gezegen Arin. Belki de sadece rüzgârın oyunudur.

Ama Arin ikna olmadı. O gece uyuyamadı. Gözlerini kapattığında kumların arasında mavi bir ışık gördü. Işık, sanki onu çağırıyordu.

Ertesi sabah, en yakın arkadaşı Lora ile buluştu. Lora, gezegenin en meraklı çocuklarından biriydi ve her zaman Arin’e inanırdı.

— Lora, dün gece bir şey gördüm, dedi Arin heyecanla.
— Kızıl kumların altında bir ışık vardı. Canlı gibiydi.

Lora’nın gözleri parladı.

— O zaman bulmamız lazım. Kızıl Gezegen sırlarını herkese açmaz.

İki çocuk, büyüklerin izin verdiği güvenli alanın biraz dışına doğru yürüdü. Ayaklarının altında kumlar yumuşaktı, bazen de sert kayalara dönüşüyordu. Bir süre sonra, Arin’in dün gece gördüğü yerin aynısına geldiler.

Kumlar burada daha sıcaktı. Hafifçe titreşiyordu.

— Bak… gerçekten hareket ediyor, dedi Lora.

Arin diz çöktü ve elleriyle kumu kazmaya başladı. Birkaç dakika sonra, avuçlarının arasından küçük, pürüzsüz bir taş çıktı. Ama bu sıradan bir taş değildi. İçinde yavaşça atan mavi bir ışık vardı.

— Bu… bu bir kalp gibi, dedi Arin hayranlıkla.

Taş aniden daha parlak yanmaya başladı ve ikisinin de zihninde aynı ses yankılandı.

— Hoş geldiniz çocuklar…

Lora korkuyla geri çekildi.

— Arin… bu taşı duydun mu?

— Evet, dedi Arin sakince. — Ama korkmuyorum.

Ses devam etti.

— Ben Kızıl Gezegen’in Hafızasıyım. Beni çok az kişi duyabilir. Siz, dinlemeyi bilenlersiniz.

Çocuklar şaşkınlıkla birbirlerine baktı.

— Neden bizi seçtin? diye sordu Arin.

— Çünkü gezegen değişiyor, dedi ses. — Ve ben unutulmak istemiyorum.

Taş, birden havalanarak kumların üzerinde durdu. Etraflarında kızıl bir ışık halkası oluştu. Çocuklar kendilerini başka bir yerde buldu. Gök daha koyu, kumlar daha parlaktı.

Burası Kızıl Gezegen’in geçmişiydi.

Devasa kristal dağlar, mavi nehirler ve gökyüzünde süzülen ışık canlıları vardı.

— Burası… burası çok güzel, dedi Lora hayranlıkla.

— Eskiden böyleydim, dedi ses üzgünce. — Ama zamanla yalnız kaldım.

Arin kalbinde bir ağırlık hissetti.

— Biz ne yapabiliriz? Biz sadece çocuğuz.

— Hatırlatabilirsiniz, dedi Hafıza. — Anlatabilirsiniz. Bir gezegen, hikâyeleri yaşadığı sürece var olur.

Tam o anda etraflarında bir sarsıntı oldu. Geçmiş görüntüsü dalgalandı.

— Bir şey oluyor, diye bağırdı Lora.

Gökyüzü karardı. Kızıl Gezegen’in bugünkü haliyle geçmişi birbirine karışıyordu.

— Denge bozuluyor, dedi Hafıza. — Eğer insanlar sadece almakla yetinir, dinlemeyi unutursa ben tamamen susarım.

Arin gözlerini kapattı. Aklına annesi, kubbe evleri, çocukların oyunları geldi.

— O zaman anlatırız, dedi kararlılıkla. — Herkese anlatırız.

Lora başını salladı.

— Evet. Kızıl Gezegen’in sadece kumdan ibaret olmadığını anlatırız.

Taş, yavaşça Arin’in avucuna indi.

— O zaman söz verin, dedi Hafıza. — Ne görürseniz görün, unutmayın.

— Söz veriyoruz, diye aynı anda söylediler.

Bir anda her şey eski haline döndü. Çocuklar yine kızıl kumların üzerindeydi. Taş, sıradan bir kaya gibi görünüyordu ama Arin onun hâlâ orada olduğunu biliyordu.

Akşam olunca, Arin ailesine her şeyi anlattı. Başta kimse inanmadı. Ama Arin öyle bir tutkuyla, öyle bir içtenlikle anlattı ki, kelimeler kalplere dokundu.

Bir süre sonra, kolonideki çocuklar Kızıl Gezegen Masalları anlatmaya başladı. Her akşam kubbe evlerin içinde, gezegenin eski nehirleri, ışık canlıları ve konuşan taşları anlatıldı.

Lora bir gün Arin’e gülümseyerek sordu.

— Sence gezegen bizi dinliyor mu?

Arin gökyüzüne baktı. Uzakta, kızıl ufkun üzerinde hafif bir mavi parıltı belirdi.

— Dinliyor, dedi. — Ve hatırlıyor.

O günden sonra Kızıl Gezegen artık sadece kırmızı bir dünya değildi. O, hikâyelerle nefes alan, çocukların hayal gücüyle yaşayan bir dosttu. Ve her masal anlatıldığında, kumların altında mavi bir ışık biraz daha güçlü atıyordu.

Çünkü bazı gezegenler, en çok çocuklar konuştuğunda uyanır.

Yazıyı Paylaş: