Kırmızı Salıncak Masalı
Ormanın kıyısına kurulmuş, sessiz ve huzurlu bir kasaba vardı. Bu kasabanın en sevilen yeri ise çocuk parkıydı. Parkın tam ortasında, yıllardır rüzgârla dans eden kırmızı bir salıncak dururdu. Kasabadaki herkes o salıncağı bilirdi; hatta büyükler bile çocukken ona binmişti. Ama salıncağın başka bir özelliği vardı: Geceleri hafif hafif parladığı söylenirdi. Kimse bunu gerçekten görmemişti ama çocukların hayal gücünde bu söylentinin özel bir yeri vardı.
Bir gün, on yaşındaki Ela, sabahın taze serinliğini soluya soluya parka doğru yürüdü. Güneş daha yeni doğuyor, ışıkları kırmızı salıncağın metal halkalarında titrek yansımalar oluşturuyordu. Ela içten içe merak ediyordu; o salıncağın bu kadar sevilen bir şey olmasının bir sebebi olmalıydı.
Ela, salıncağın önünde durdu ve hafifçe dokundu. Metal soğuktu ama nedense Ela’nın içinde sıcak bir his bıraktı.
— “Neden bu kadar özel olduğunu anlamalıyım.” diye fısıldadı kendi kendine.
Tam salıncağa oturacağı sırada arkasından bir ses duydu.
— “Ona yalnız binilmez.”
Ela dönüp baktı. Aynı yaştan bir çocuk, yüzünde hafif bir gülümsemeyle ona doğru yaklaşıyordu. Ela şaşkınlıkla baktı.
— “Neden?” dedi.
— “Çünkü kırmızı salıncak yalnızlığı sevmez. Binince seni çok yukarı çıkarır ama yanında biri varsa daha da yukarı.” dedi çocuk, göz kırparak.
Ela hafifçe güldü.
— “Benim adım Ela. Sen kimsin?”
— “Miro.” dedi çocuk. “Bu salıncağın sırlarını bilenlerdenim.”
Ela bir an duraksadı. İçinde merak büyümüştü.
— “Ne sırrı?”
Miro salıncağa dokundu, sanki uzun zamandır tanıdığı bir dostu okşar gibi.
— “Bu salıncak bazen sana hissettiklerini geri verir. Eğer mutluysan daha hızlı sallanır. Üzgünsen seni hafifçe sarar. Korkarsan yavaşlar. Ve eğer bir hayalin varsa… seni onun kalbine kadar götürür.”
Ela gözlerini büyüttü.
— “Hayalin varsa… kalbine kadar mı?”
— “Evet.” dedi Miro, güven dolu bir sesle. “Dene istersen.”
Ela salıncağa oturdu. Halatlar hafifçe gıcırdadı. Miro da arkasına geçti.
— “Hazır mısın?”
— “Sanırım…”
Miro salıncağı itmeye başladı. Salıncak yavaşça yükseldi. Ela saçlarının arasından geçen rüzgârı hissetti. İçinde bir şey hızla kıpırdanıyordu.
— “Ela, bir hayalin var mı?” diye sordu Miro.
Ela gözlerini kapattı.
— “Var…” dedi kısık bir sesle. “Babam çok uzak bir şehirde çalışıyor. Onu çok özlüyorum. En büyük hayalim, yine bizimle yaşaması.”
Salıncak aniden hızlandı. Rüzgâr Ela’nın yanaklarını yaladı, kalbi hızla çarpmaya başladı.
— “Miro… bu normal değil…”
— “Korkma!” diye bağırdı Miro. “Salıncak seni hayaline götürüyor.”
Ela gözlerini açtığında park artık görünmüyordu. Yerine açık bir gökyüzü, pamuk gibi bulutlar ve uzaklarda uzanan şehir ışıkları vardı.
— “Bu… bu nasıl oluyor?”
— “Salıncağın gücü.” dedi Miro, gülümseyerek. “Kalbinin fısıltılarını dinliyor.”
Ela bir süre etrafına bakındı. Rüzgâr hafifledi, salıncak sanki görünmez bir el tarafından durduruldu. Tam karşılarında yüksek bir gökdelenin ışıkları yanıp sönüyordu.
— “Burası… babamın çalıştığı yer…” dedi Ela, şaşkınlıktan sesi titreyerek.
Tam o anda çok tanıdık bir yüz pencereden dışarı baktı. Ela gözlerine inanamadı.
— “Baaabaa!” diye bağırdı Ela.
Adam şaşkınlıkla etrafa baktı, sonra Ela’yı gördü. Gözleri büyüdü, yüzü duyguyla doldu. Ela’nın sesini duyamasa da ellerini cama götürüp ona doğru uzattı.
Ela’nın gözleri doldu.
— “Keşke buraya gelebilsem…” diye fısıldadı.
— “Ela.” dedi Miro, nazik bir sesle. “Bazen bir hayal sadece bizi güçlendirir; onu gerçekleştirmek için cesaret verir.”
Ela başını salladı. İçinde sıcak bir umut doğmuştu.
— “Babamı çok özlüyorum.”
— “Biliyorum.” dedi Miro. “Ama bugün kalbin ne kadar büyük olduğunu gördün.”
Gökyüzü titreşti, salıncak hafifçe geri çekilmeye başladı. Rüzgâr yumuşadı ve Ela kendini yeniden parkta buldu. Ayakları yerdeydi ama kalbi hâlâ göklerdeydi.
Ela derin bir nefes aldı.
— “Bu gerçek miydi?”
Miro salıncağın zincirini hafifçe salladı.
— “Hislerin gerçekti. Gerçek olan her şey oradan başlar.”
Ela, salıncağa bakarak mırıldandı.
— “Keşke her gün böyle konuşabilseydik.”
— “Konuşabiliriz.” dedi Miro. “Ben hep buradayım.”
Ela şaşkınlıkla baktı.
— “Yani sen… bu salıncağın sırrının bir parçası mısın?”
Miro’nun gözlerinde hafif bir ışık parladı.
— “Belki evet… belki hayır… Önemli olan senin artık salıncağın sırrını bilmen.”
Ela hafifçe güldü.
— “Yarın yine gelir misin?”
— “Eğer kalbin isterse, ben buradayım.”
Miro yavaşça geri çekildi. Ela gözlerini kırpınca Miro sanki rüzgârla birlikte eriyip kayboldu. Kırmızı salıncak hafifçe sallanıyordu, sanki Ela’ya el sallıyordu.
Ela, kalbinde büyük bir sıcaklıkla eve dönerken kendi kendine fısıldadı:
— “Belki babam yakın zamanda geri döner… Ama dönmese bile, ben güçlü duracağım.”
Ertesi sabah Ela yeniden parka geldi. Salıncak oradaydı. Miro yoktu ama salıncağın kırmızı rengi sanki daha parlaktı.
Ela oturdu, salıncak hafifçe kendi kendine sallandı.
— “Ben hazırım.” dedi Ela, gülümseyerek.
Rüzgâr onun cevabını duymuş gibi hafifçe esti. Kırmızı salıncak, yeni bir maceraya hazırmış gibi yumuşakça şıngırdadı.
Ve böylece, kırmızı salıncak her çocuğa aynı şeyi fısıldadı: Kalbin ne kadar derinse, hayallerin o kadar uzağa gider. Kasabanın çocukları bunu hep hatırladı, çünkü kırmızı salıncak onların sır ortağıydı.