Kayıp Mektup Masalı

Mine Kaya 218 Okuma Süresi: 4 dk Çocuk Masalları
Kayıp Mektup Masalı

Sabahın ilk ışıkları ufku turuncuya boyarken, küçük bir kasabada horozların sesi yankılanıyordu. Bahçede güller açmış, çiçeklerin kokusu eve dolmuştu. O evde, sekiz yaşındaki Elif adında meraklı bir kız yaşardı. Gözleri her zaman parlayan bir merakla doluydu.

Elif, o sabah erkenden kalktı. Kuşlara yem verirken rüzgârla bir şeyin uçuverdiğini gördü. Küçük, sararmış bir kâğıt, bahçe duvarının kenarına takılmıştı. Elif koşup aldı; bu bir mektuptu! Zarfın kenarı yırtılmış, mürekkep lekeleri solmuştu. Üzerinde sadece şu yazıyordu:

“Sahibini bekleyen mektup.”

Elif başını yana eğdi.
“Sahibini bekleyen mi? Mektuplar insanlar içindir... ama bu sanki birisini arıyor gibi.”

Koşarak eve girdi, dedesi Hasan Dede kahvaltı masasındaydı. Her zaman bastonuna yaslanır, çayını karıştırırken pencereden dışarı bakardı.

“Dede! Bak ne buldum!”
Elif heyecanla zarfı uzattı.
“Hmm... bu yazıyı tanıyorum.” dedi Hasan Dede düşünceli bir sesle.
“Gerçekten mi?”
“Evet... bu, kasabamızın eski postacısı İsmail’in el yazısına benziyor. Ama o yıllar önce vefat etti.”

Elif’in merakı ikiye katlandı.
“O zaman belki mektup hiç ulaşamadı! Belki de biri hâlâ onu bekliyor!”
“Olabilir...” dedi dedesi. “Ama böyle gizemli şeylere dikkat etmek gerekir. Belki de o mektup doğru kişiyi bekliyordur.”

Elif o günü heyecanla geçirdi. Okul çıkışı kasabanın yeni postacısı Kemal Amca’ya koştu.

“Kemal Amca! Ben bir mektup buldum ama kime gideceğini bilmiyorum.”
Kemal Amca, gözlüklerinin üzerinden baktı, gülümsedi.
“Hadi bakalım küçük hanım, göster bakalım şu mektubu.”

Mektubu eline aldı, göz ucuyla inceledi.
“Bu zarf... evet, bu yıllar öncesine ait. Postanenin eski damgası bile duruyor. Bu mektup kayıp mektuplardan biri olabilir.”
“Kayıp mektup mu?”
“Evet. Eskiden büyük bir fırtına çıkmıştı. Birçok mektup yağmurda ıslanmış, bazısı kaybolmuştu. Sonra onları kimse bulamamış.”

Elif’in kalbi hızla atmaya başladı.
“Peki, bu kime ait olabilir?”
“İçine bakmamız gerek.” dedi Kemal Amca ciddi bir sesle.
“Ama... başkasının mektubunu açmak doğru mu?”
“Evet, haklısın. Ama bazen kaybolan bir şeyin sahibini bulmak için içindekini okumak gerekebilir. Eğer kalbin temizse, o mektup seni yanlış bir yere götürmez.”

Elif tereddüt etti ama sonra başını salladı.
Zarfı dikkatle açtılar. İçinden, solmuş bir kâğıt çıktı. Kâğıdın ortasında sadece bir cümle vardı:

“Seni bulamadım ama kalbim hep seninleydi.”

Elif fısıldadı:
“Bu... çok hüzünlü bir cümle.”

Kemal Amca başını salladı.
“Evet. Bu mektup bir veda gibi.”

Ertesi gün gökyüzü bulutlandı. Elif mektubu çantasına koyup kasabanın eski mahallesine yürüdü. Orada, yıllardır kimsenin yaşamadığı bir ev vardı. Kapısı paslıydı, ama duvarda hâlâ bir posta kutusu asılıydı. Elif içinden bir hisle yaklaştı.

“Belki buraya aitti...” diye mırıldandı.

Kapıya dokunmak üzereyken, içeriden yaşlı bir kadın sesi duydu.
“Orada kim var?”

Kapı hafifçe aralandı. Karşısında bastonuna yaslanmış, gözlerinde derin bir hüzün taşıyan yaşlı bir kadın duruyordu.

“Ben Elif... kayıp bir mektup buldum da, belki sizindir diye düşündüm.”

Kadın titreyen elleriyle zarfı aldı. Gözlüğünü takıp baktı. Bir anda dudakları titredi.
“Bu... bu mektup bana ait!” dedi gözlerinden yaşlar süzülürken.
“Gerçekten mi?”
“Evet... Yıllar önce nişanlım İsmail bana bu mektubu yazmıştı. Ama o mektup asla bana ulaşmadı. Ben de onun beni unuttuğunu sandım...”

Elif’in gözleri doldu.
“Demek ki... o seni hiç unutmamış.”

Kadın gülümsedi, elini Elif’in saçlarına koydu.
“Bazen bir mektup yıllarca kaybolur ama kader onu doğru kişiye ulaştırır. Sen, küçük kız... bu mektubu tamamladın.”

Yağmur dindiğinde gökyüzünde bir gökkuşağı belirdi. Elif ve yaşlı kadın, bahçeye çıkıp gökyüzüne baktılar. Kadın, eski bir sandığı açtı. İçinden solgun fotoğraflar çıktı. Fotoğraflarda genç bir postacı ve gülümseyen bir kadın vardı.

“Bu fotoğraf İsmail’le son fotoğrafımızdı.” dedi kadın.
“Ne kadar mutluydunuz...”
“Evet. Ama ben o mektubu hiç alamayınca onu bana küs sandım. Halbuki o hep yanımdaymış.”

Kadın mektubu gökyüzüne doğru kaldırdı.
“Artık huzur içinde ol İsmail... mektubun geldi.”

Elif bir anda rüzgârın yön değiştirdiğini hissetti. Sanki bir güvercin kanat çırpmış gibi bir esinti geçti. Mektubun kâğıdı hafifçe dalgalandı.

“O hissettin mi?” dedi Elif heyecanla.
“Evet...” dedi kadın gülümseyerek. “Bazen kalp, kelimelerden daha iyi duyar.”

Elif o günden sonra kasabada “mektup kızı” olarak tanındı. Herkes onun hikâyesini konuşuyordu. Postaneye gelen her çocuk, kaybolan bir zarf bulmayı umuyordu.

Hasan Dede bir akşam Elif’e baktı, gülümsedi:
“Demek kayıp mektubun sahibini buldun, ha?”
“Evet dede, ama bence o mektup sadece bir mektup değildi. O, iki kalbin yeniden buluşmasıydı.”
“Doğru söylüyorsun kızım. Sevgi bazen yıllar sürer ama kaybolmaz.”

Elif başını dedesinin omzuna yasladı.
“Dede... ben büyüyünce postacı olmak istiyorum.”
“Nedenmiş o?”
“Çünkü herkesin mektubu doğru kalbe ulaşsın istiyorum.”

Hasan Dede’nin gözleri doldu.
“O zaman sen dünyanın en güzel postacısı olacaksın, Elif.”

O gecenin sabahında kasabanın sokaklarına yeni bir tabela asıldı:

“Elif’in Kayıp Mektup Kutusu — Kalbinizdeki mesajı buraya bırakın.”

Ve herkes, kalbinde taşıdığı duyguları bir kâğıda yazıp o kutuya bırakmaya başladı. Kimine sevgi, kimine umut, kimine affediş ulaştı.

Elif her sabah o kutuya bakarken gülümserdi. Çünkü biliyordu ki bazen bir mektup kaybolmaz; sadece doğru zamanı bekler.

Yazıyı Paylaş: