Kar Tatili Masalı

Mine Kaya 622 Okuma Süresi: 8 dk Masal Oku
Kar Tatili Masalı

Kışın en soğuk günlerinden biriydi. Kasabanın üstüne çöken gri bulutlar sanki yorgan gibi ağırdı; ama o yorganın içinden, pamuk gibi bembeyaz kar taneleri dökülmeye başlamıştı. Deniz, penceresinin önünde burnunu cama dayamış, nefesinin buğusuna küçük daireler çiziyordu. Sokak lambalarının etrafında döne döne uçuşan kar taneleri, ona gökyüzünün fısıldaştığı bir sır gibi geliyordu. Odasının köşesinde duran okul çantası ise sessizce bekliyordu; çünkü ertesi gün okul vardı. Deniz’in içi kıpır kıpırdı ama bir yandan da endişeliydi: Ya kar yağışı sabaha kadar sürer ve yollar kapanırsa? Ya da tam tersi, kar durur da her şey sıradan bir güne dönerse?

Mutfağın tarafından annesinin çay kaşığı sesi geliyordu. Deniz seslendi:

"Anne, sence yarın okul tatil olur mu?"

Annesi gülerek kapı aralığından başını uzattı.

"Kar daha yeni başladı. Bakalım, sabah ne gösterecek."

Deniz, annesinin cevabındaki belirsizliği sevmedi. Bir masalda olsa, gökten bir haberci kuş gelir ve kesin konuşurdu. Tam bunu düşünürken, camın dışından minik bir tıkırtı duydu. Sanki biri pencereye nazikçe vurmuştu. Deniz irkilip perdeyi araladı. Dışarıda kimse yoktu; sadece karın üstünde bir şey parlıyordu. Pencereyi usulca açtı; soğuk hava yüzüne çarptı. Parlayan şey, avucunun içine sığacak kadar küçük, kristal gibi bir kar tanesiydi ama diğerlerinden farklıydı: Işığı yakalıyordu.

Deniz fısıldadı:

"Bu da ne?"

Kar tanesi, çok hafifçe titredi. Ardından incecik bir ses duyuldu; sanki rüzgâr konuşuyordu.

"Üşütmeden dinlersen, sana bir teklifim var."

Deniz şaşkınlıkla etrafına baktı. Ses, avucunun içinden geliyordu.

"Sen… konuşuyor musun?"

"Konuşuyorum. Adım Pofuduk. Kar tanelerinin en meraklısıyım."

Deniz bir an gülmek istedi ama ses o kadar ciddiydi ki gülmedi. Kar tanesi kendini biraz daha parlattı.

"Bu gece kasabada kar tatilini belirleyecek bir sınav var. İnsanların zannettiği gibi sadece bulutlar karar vermiyor. Karın da bir kalbi var. İster misin, kararın nasıl verildiğini gör?"

Deniz’in kalbi hızlandı. Böyle bir şeyi sadece masallarda duymuştu. Yine de tereddüt etti.

"Ama ben dışarı çıkamam. Annem görürse…"

"Korkma. Sadece gözünle değil, hayalinle geleceksin. Üstelik yalnız da olmayacaksın."

Tam o sırada koridordan babasının sesi geldi:

"Deniz, pencereyi kapat, üşüteceksin!"

Deniz telaşla kar tanesini avucunun içine gizleyip pencereyi kapattı. Odaya döndü. Pofuduk’un sesi hâlâ kulağındaydı.

"Hazır mısın?"

Deniz, yatağının kenarına oturdu. Yorganını dizlerine çekti. İçinden, madem masal gibi, o zaman masal kuralı olsun, diye geçirdi. Fısıldadı:

"Hazırım… sanırım."

Kar tanesi avucunun içinde ılıklaştı; garipti, soğuk olması gerekirken yumuşacık bir sıcaklık yaydı. Deniz gözlerini kapadı. Bir an sonra odasının duvarları kayboldu; yerine geniş bir beyazlık geldi. Sanki karın içine düşmüş gibiydi.

Gözlerini açtığında bambaşka bir yerdeydi. Gökyüzü koyu lacivertti; yıldızlar buzdan iğneler gibi parlıyordu. Deniz, kasabanın üstünde, çok yüksekte, bir bulut yolunun üzerinde duruyordu. Ayağının altı pamuk gibi yumuşaktı. Yanında Pofuduk vardı; bu kez küçük bir kar tanesi değil, minik bir ışık topu gibi uçuşuyordu.

"Neredeyiz biz?" diye sordu Deniz.

"Kar Konseyi’ne gidiyoruz."

"Kar Konseyi mi? O da ne?"

"Kar tatili kararını veren yer. Ama dikkat: Burada sadece karın kalınlığı konuşulmaz. İnsanların umutları, korkuları, sabahın sessizliği, bir anne sobaya odun atarkenki nefesi… hepsi tartılır."

Bulut yolunun sonunda, devasa bir kar sarayı belirdi. Kapıları buzdan, sütunları kırağıdan yapılmış gibiydi. İçeri girdiklerinde sıcak değil, ferah bir serinlik vardı. Sarayın ortasında büyük bir masa; masanın etrafında farklı şekillerde kar varlıkları oturuyordu: İri taneli olanlar ağır ağır hareket ediyordu, ince taneli olanlar hızlı hızlı kıpırdıyordu. Bir köşede ise rüzgârın kendisine benzeyen saydam bir varlık, sabırsızca ayaklarını sallıyordu.

En baştaki koltukta, başında buzdan bir taç olan biri oturuyordu. Sakalı bile kırağıdan yapılmış gibiydi. Gözleri hem sert hem yumuşaktı. Pofuduk, Deniz’i nazikçe öne itti.

"Kar Muhafızı, misafirimizi getirdim."

Kar Muhafızı Deniz’e baktı. Sanki Deniz’in içinden geçen her şeyi görüyordu.

"Hoş geldin Deniz. Kar tatilini merak ediyorsun."

Deniz utangaçça başını salladı.

"Evet… ama sadece tatil olsun diye değil. Arkadaşlarım var. Bazıları okulu seviyor, bazıları sevmiyor. Ben… ben de bazen yoruluyorum."

Muhafız, başını ağır ağır eğdi.

"Dürüstlük burada kıymetlidir. Şimdi dinle: Kar tatili bir ödül değildir, bir ihtiyaçtır. Ama her ihtiyaç, doğru zamanda doğmalıdır."

Masadaki varlıklardan biri söz aldı; sesi, karın üstünde yürürken çıkan çıtırtı gibiydi.

"Kasabada rüzgâr şiddetleniyor. Yollar buz tutacak. Çocuklar yürürken düşebilir."

Rüzgâr varlığı hemen atıldı:

"Ben daha yeni ısındım! Biraz daha eseyim, her şeyi kapatırım!"

Pofuduk sinirlenmiş gibi titreşti:

"Her şeyi kapatmak marifet değil. Bir sürü insanın sobası var, ama odunu sınırlı olan da var."

Deniz şaşırdı. Kar bile insanların odununu düşünüyordu.

Kar Muhafızı elini kaldırdı. Salon sakinleşti.

"Deniz, senin kalbin kasabayı iyi bilir. Bu gece bir görev vereceğim. Karın sesini duyacaksın ve üç kapıyı ziyaret edeceksin. Her kapıda bir duygu var. Döndüğünde karar daha net olacak."

Deniz yutkundu.

"Ben tek başıma mı?"

Pofuduk hemen yanına geldi.

"Ben yanındayım."

Kar Muhafızı gülümsedi.

"Ve bir de seni bekleyen biri var."

Salonun kenarından tanıdık bir ses duyuldu. Deniz başını çevirdi. Orada, okuldan arkadaşı Ece duruyordu. Üzerinde pembe bir bere, yanakları kıpkırmızıydı ama üşümüyordu.

"Deniz! Sen de mi buradasın?"

Deniz gözlerine inanamadı.

"Ece? Sen nasıl…?"

Ece omuz silkti.

"Akşam uyuyamadım. Camdan karı izlerken bir şey pırıl pırıl parladı. Sonra kendimi burada buldum."

Pofuduk fısıldadı:

"Bazı çocuklar karın çağrısını duyar."

İki arkadaş ilk kapıya yürüdü. Kapı, buzdan bir kemerdi ve üstünde kırağıyla yazılmış bir kelime vardı: Sessizlik. Kapı aralandığında içeriden pamuk gibi bir huzur çıktı. İçerisi bir sabah anına benziyordu; kar her yeri kaplamış, hiçbir ses yok, sadece uzaktan bir karganın kanat çırpışı duyuluyor.

Ece, gözlerini kocaman açtı.

"Ne güzel… sanki dünya nefesini tutmuş."

Deniz, sessizliğin içinde kendi kalp atışını duydu. Bu sessizlik ona dinlenmeyi hatırlattı. Okul koridorlarının gürültüsünü, teneffüs zilini, aceleyle giyilen montları… Bir an durup kendine bakabildi.

Deniz fısıldadı:

"Bazen… böyle bir sabaha ihtiyacım var."

Sessizlik kapısının içinde bir kuş tüyü gibi hafif bir kar tanesi düştü Deniz’in avucuna. Pofuduk dedi ki:

"Bu, dinlenme isteğinin işareti."

İkinci kapıya geldiler. Üstünde kırağıdan yazan kelime: Endişe. Kapı açılır açılmaz içeriden soğuk bir rüzgâr fırladı. İçeride, buz tutmuş bir yol vardı; insanlar yürümeye çalışıyor, kayıyor, düşüyor ama yine de kalkıyordu. Bir baba sırtında çanta taşıyor, bir anne çocuğunun elini tutuyordu. Bir minibüs yolda kalmıştı.

Ece’nin sesi titredi:

"Bu… gerçek gibi."

Deniz, kendi küçük kardeşi Arda’yı düşündü. Onun küçücük botlarıyla buzda kayışını hayal etti. İçini bir korku kapladı.

"Ya herkes düşerse? Ya birinin canı yanarsa?"

Pofuduk ciddileşti:

"Kar sadece oyun değildir. Endişe, dikkat demektir."

Endişe kapısının içinden Deniz’in avucuna küçük bir buz boncuğu düştü. Soğuktu ama uyarıcıydı.

Üçüncü kapı, diğerlerinden farklıydı. Üstünde kırağıdan tek kelime yazıyordu: Neşe. Kapı açılır açılmaz kahkaha sesi gibi hafif bir çıngırak duyuldu. İçerisi bembeyaz bir meydandı. Çocuklar kartopu oynuyor, kardan adam yapıyor, kızakla kayıyordu. Birisi kardan adama havuç burun takıyor, bir diğeri atkısını doluyordu.

Ece dayanamadı:

"Bak! Şu kardan adamın şapkası benimkine benziyor!"

Deniz gülmeye başladı. İçindeki ağırlık biraz hafifledi. Karanın sadece engel değil, bazen birlikte olmanın bahanesi olduğunu hissetti.

Deniz, kahkaha atarak söyledi:

"Kar yağınca herkes sanki aynı oyunun içine giriyor."

Neşe kapısından Deniz’in avucuna minicik bir gümüş parıltı düştü. Sıcacıktı.

Üç kapının hediyeleri Deniz’in avucunda buluştu: Kuş tüyü hafifliği, buz boncuğu ciddiyeti, gümüş parıltı sevinci. Ece de benzer üç işaret taşıyordu. Saraya geri döndüklerinde Kar Konseyi onları bekliyordu.

Kar Muhafızı, Deniz’e baktı.

"Ne gördün?"

Deniz derin bir nefes aldı. Ne diyeceğini seçmek istiyordu; çünkü burada konuşmak, kar yağdırmak gibi bir şeydi. Söylediğin her söz, bir yere konuyordu.

"Sessizlik kapısında dinlenmeyi gördüm. Endişe kapısında tehlikeyi. Neşe kapısında… birlikte gülmeyi. Kar tatili sadece evde kalmak değil; bazen güvenli olmak, bazen nefes almak, bazen de kalbi hafifletmek."

Ece hemen ekledi:

"Ama herkesin durumu aynı değil. Bazıları işe gitmek zorunda, bazıları evde sobayı zor yakıyor. Kar, kimseyi zor durumda bırakmasın."

Rüzgâr varlığı homurdandı:

"Ben yine de esmek istiyorum!"

Pofuduk, rüzgâra döndü:

"Eserken dikkatli es. Oyun olsun, felaket olmasın."

Kar Muhafızı masaya doğru eğildi. Konsey üyeleri fısıldaştı; sanki kırağı birbirine sürtünüyordu. Sonunda Muhafız elini kaldırdı ve karar sesi sarayın kubbesinde yankılandı.

"Yarın kar tatili olacak. Ama kar, kasabayı yavaşça örtecek. Yollar tamamen kapanmadan, güvenlik için dinlenme verilecek. Rüzgâr, sabah kısa esecek; öğlene doğru sakinleşecek."

Deniz’in içi hem sevinç hem de huzurla doldu. Ece’nin gözleri parladı.

"Gerçekten mi?"

"Gerçek." dedi Kar Muhafızı. "Ama unutmayın: Kar tatili bir armağan gibi görünür; aslında bir denge işidir. Siz bu dengeyi gördünüz."

Pofuduk, Deniz’in omzuna kondu.

"Şimdi eve dönme zamanı."

Deniz bir an tereddüt etti. Bu sarayın ışığını, karın konuşmasını bırakmak istemiyordu.

"Pofuduk… seni bir daha görebilecek miyim?"

Kar tanesi gülümser gibi parladı.

"Kar yağdığında camına bak. Beni her zaman aynı yerde bulamazsın ama sesimi duyabilirsin."

Ece de Deniz’e döndü; sesi yumuşadı.

"Yarın kartopu oynayalım mı? Ama annem kızmasın diye eldiven takacağım."

Deniz güldü.

"Tak. Ben de Arda’yı götürürüm. Ona düşmeden yürümeyi öğretiriz."

Pofuduk hemen araya girdi:

"Öğretmek güzel, ama unutmayın, karın üstünde düşmek de bazen oyunun bir parçasıdır. Yeter ki can yakmasın."

Deniz gözlerini kapadı. Yeniden sıcak bir yorgan hissi geldi. Odanın tanıdık kokusu, evin sessizliği, mutfaktan gelen hafif tıkırtı… Gözlerini açtığında yatağındaydı. Avucunu açtı. İçinde bir şey yoktu; ama parmaklarının ucunda sanki kuş tüyü hafifliği, buz boncuğu serinliği ve gümüş parıltı sıcaklığı kalmıştı.

Sabah olduğunda Deniz, annesinin heyecanlı sesiyle uyandı.

"Deniz! Okullar tatil olmuş!"

Deniz yorganın içinden doğruldu. Pencereye koştu. Dışarıda kar, gece boyunca her yeri bembeyaz yapmıştı. Ama tuhaftı: Ne yollar tamamen kapanmıştı ne de rüzgâr ortalığı savurmuştu. Tam karar verildiği gibiydi.

Deniz, camın kenarına küçükçe dokundu. Çok ince bir kar tanesi, sanki ona göz kırptı. Deniz fısıldadı; sesi sadece kendine değil, karın kalbine de gidiyormuş gibi:

"Teşekkür ederim, Pofuduk."

Aşağıda Ece el sallıyordu. Deniz montunu giyerken içindeki sevinç, dün geceki sarayın ışığı kadar parlaktı. Kar tatili başlamıştı; ama en önemlisi, Deniz artık karın sadece gökten düşen beyazlık olmadığını biliyordu. Kar, bazen dinlenmenin, bazen dikkat etmenin, bazen de birlikte gülmenin adını taşıyordu. Ve o gün, kasabada karın üstüne basan her ayak izi, sanki küçük bir masal cümlesi yazıyordu.

Yazıyı Paylaş: