Hasta Lila Ördek Masalı

Mine Kaya 257 Okuma Süresi: 4 dk Çocuk Masalları
Hasta Lila Ördek Masalı

Gökyüzü gri bulutlarla kaplıydı. Gölün üzerindeki su damlacıkları, sabahın ilk ışıklarında inci gibi parlıyordu. Lila isimli küçük mor tüyleriyle dikkat çeken bir ördek, göl kıyısında sessizce oturuyordu. Diğer ördekler neşeyle yüzüyor, gagalarıyla suyun yüzeyinde halkalar oluşturuyorlardı. Ama Lila bugün hiç gülmüyordu.

“Lila, neden suya gelmiyorsun?” diye sordu en yakın arkadaşı Pako, sarı gagasını merakla uzatarak.
“Kendimi iyi hissetmiyorum Pako…” dedi Lila yavaşça.
“Ne oldu sana? Dün akşam çamurda zıplarken çok mutluydun!”
“Bilmiyorum… Boğazım acıyor, kanatlarım da titriyor.”

Pako hemen endişelendi. Kanatlarını çırparak gölün ortasına doğru seslendi.
“Doktor Baykuş! Doktor Baykuş! Lila hasta olmuş!”

Ağaçların en yüksek dalında yaşayan yaşlı Baykuş, gözlüğünü düzeltip kanatlarını açtı. Sessizce süzülerek aşağı indi. Yanında küçük çantasını taşıyordu, içinde bitkiler, merhemler ve tüyleri parlatan özel karışımlar vardı.

“Ne olmuş bakalım bizim minik Lila’ya?” dedi nazikçe.
“Boğazım acıyor doktor… Uçamıyorum da.”
“Hmm… Anlaşılan soğuk almışsın. Dün yağmurda fazla kalmış olmalısın.”

Lila başını eğdi.
“Evet… Pako ıslandığında gülmüştüm ama sonra ben de suyun içinde kaldım.”

Doktor Baykuş dikkatle Lila’nın tüylerine baktı, kanatlarını açtı ve başını salladı.
“Bir süre dinlenmen gerekiyor. Uçmak yok, suya girmek yok. Sıcak kalacaksın, anlaştık mı?”
“Ama ben yüzmeyi çok seviyorum…”
“Biliyorum Lila. Ama bazen sevdiklerimizi bile ertelemek gerekir, iyileşmek için.”

Pako hemen araya girdi:
“Ben Lila’ya bakarım! Onu yalnız bırakmam!”
“Aferin sana Pako. Gerçek dostluk zor zamanlarda belli olur.”

Baykuş, cebinden bir küçük şurup çıkardı.
“Bunu iç Lila, nane ve papatya özünden yapıldı. Boğazına iyi gelecek.”

Lila şurubu içti, burnunu buruşturdu.
“İğrenç ama… teşekkür ederim.”
Baykuş güldü.
“İyileşince tatlı bir çilek ikram ederim.”

O gece göl sessizdi. Lila’nın kulübesinden hafif öksürük sesleri geliyordu. Pako, kulübenin kapısında bekliyordu. Gecenin rüzgarı soğuktu ama o ayrılmadı.

“Pako… neden uyumuyorsun?”
“Seni yalnız bırakmak istemedim. Eğer kötüleşirsen diye korktum.”
“Ne kadar iyi bir dostsun…” dedi Lila gözleri dolarak.

Bir süre sonra ay ışığı gölün üzerine vurdu. Lila yavaşça gözlerini kapadı. Rüyasında gölün üstünde rengarenk kelebekler uçuyordu. Onlardan biri yanına gelip fısıldadı:
“Cesur ol Lila, iyileşeceksin.”

Sabah olduğunda Pako hâlâ kapıdaydı. Güneşin sıcaklığıyla Lila biraz daha iyi hissetti. Ama sesi hâlâ kısık çıkıyordu.
“Günaydın Lila! Bugün nasılsın?”
“Biraz daha iyiyim ama hâlâ yorgunum.”

O sırada diğer hayvanlar da ziyarete geldiler: Tavşan Mino, kirpi Tiki, sincap Zuzu ve hatta gölün yaşlı kaplumbağası Toro. Hepsi Lila için bir şey getirmişti.
Mino: “Bu taze havuç! Vitamin dolu.”
Zuzu: “Ben de meşe palamudu topladım, enerji verir!”
Tiki: “Bu da çiçek çayı, ninemin tarifi!”
Toro: “Benim armağanım sabır. En güçlü ilaç odur, yavrum.”

Lila hepsine minnetle baktı.
“Siz çok iyi dostlarsınız… İyileşmem için herkes bir şey getirmiş.”

Günler geçtikçe Lila biraz daha iyi oldu. Ama artık sıkılmaya başlamıştı. Pako sabahları ona hikayeler anlatıyor, bazen küçük oyunlar buluyordu.
“Pako, senin gibi sabırlı bir ördek tanımadım.”
“Ben sadece seni yeniden gülerken görmek istiyorum.”

Bir gün Doktor Baykuş tekrar geldi.
“Hadi bakalım, nasıl hissediyoruz?”
Lila kanatlarını yavaşça açtı.
“Artık ağrımıyor!”
Baykuş gülümsedi.
“O zaman küçük bir uçuş denemesi yapalım.”

Lila biraz korktu.
“Ya yine düşersem?”
“Düşmekten korkma Lila. Her düşüş bir öğrenmedir.”

Derin bir nefes aldı. Kanatlarını açtı. Pako ona cesaretle baktı.
“Yapabilirsin Lila!”

Lila kanatlarını çırpmaya başladı. Önce hafifçe yükseldi, sonra birkaç metre uçtu. Sonra yere kondu ama bu kez gülümsüyordu.
“Başardım!”
Pako zıplayarak alkışladı.
“Gördün mü! Senin yerin gökyüzü!”

Baykuş da gururla başını salladı.
“Artık tamamen iyileştin. Ama unutma, kendine dikkat etmelisin.”

Ertesi hafta göl kenarında küçük bir kutlama yapıldı. Lila, Pako ve diğer dostları bir araya geldiler. Herkes kendi yiyeceğini getirmişti. Çiçek çayları, taze otlar, meyveler... Gölün kenarında neşeyle şarkılar söylediler.

Lila ayağa kalktı, gözleri parlıyordu.
“Herkese teşekkür ederim. Hastayken beni yalnız bırakmadınız. En zor günümde yanımdaydınız.”

Pako gülümsedi.
“Dostlar birbirini bırakmaz Lila. Biz bir aileyiz.”

O anda gökyüzünde gökkuşağı belirdi. Lila, kanatlarını açarak suyun üzerine doğru süzüldü. Bu sefer daha yükseğe uçtu. Kanatlarının mor tüyleri güneşte parlıyordu.

“Ben artık sadece Lila değilim… Güçlü Lila’yım!” diye bağırdı.

Arkadaşları alkışladı. Pako gözyaşlarını sildi.
“İyileşmen en güzel armağan oldu bize.”

Akşam olunca göl sessizleşti. Lila, gölün ortasında hafifçe süzülüyordu. Suya kendi yansımasına baktı.
“Artık korkmuyorum. Çünkü biliyorum ki, hasta olsam da, düşsem de, yalnız değilim.”

Rüzgar hafifçe esti, suyun yüzeyinde küçük halkalar oluştu. Ay ışığı altında Lila’nın sesi duyuldu:
“Teşekkür ederim, dostlarım…”

Ve o gece gölün üstünde sadece ay değil, Lila’nın umut dolu gülümsemesi de parlıyordu.

Yazıyı Paylaş: