Çapkın Kuş Masalı
Bir zamanlar yemyeşil bir ormanda, sabahları güneşin ilk ışıklarıyla cıvıldayan bir kuş yaşarmış. Adı Çapkın’mış. Tüyleri gökkuşağı gibi renk renk, sesi ise sanki ormanın en güzel melodisinden çalınmış gibiydi. Fakat Çapkın’ın bir huyu varmış; kim ona güzel bir söz söylerse, hemen etkilenir, sonra da uçar gider başka bir dala...
Ormanın diğer kuşları onun bu hâline alışmıştı ama bazıları bu durumu pek hoş karşılamazdı. Özellikle Kumru, sessiz ama derin duygular taşıyan zarif bir kuş, her sabah Çapkın’ın oyunlarına gülüp geçerdi.
Bir gün sabahın erken saatlerinde, ormanın sessizliğini Çapkın’ın sesi bozmuş.
— “Günaydın, güzel orman! Bugün kim bana hayran olacak acaba?” diye bağırmış dalların arasından.
— “Yine başladın mı Çapkın?” demiş yan dalda duran yaşlı baykuş.
— “Ben sadece neşeliyim, Bay Baykuş. Hayat kısa, dallar bol, kalpler yumuşak!”
— “Ama dikkat et evlat, herkes senin oyunlarını eğlenceli bulmaz.”
Çapkın bu sözlere aldırış etmemiş. Kendisini ormanın en çekici, en özgür kuşu sanıyormuş.
O gün yeni bir kuş gelmiş ormana: Gümüş Kanat adında zarif bir serçe. Tüyleri güneş vurunca gümüş gibi parlıyor, sesi de tıpkı sabah rüzgârı gibi tatlıymış. Çapkın onu görür görmez kanatlarını kabartmış, tüylerini düzeltmiş ve hemen yanına uçmuş.
— “Selam, güzel yabancı! Ormanımıza hoş geldin. Ben Çapkın, buranın en neşeli kuşuyum!”
— “Hoş bulduk, Çapkın. Ben Gümüş Kanat. Yeni geldim, bir yuva arıyorum.”
— “O hâlde doğru yere geldin! İstersen sana en güzel dalları gösterebilirim.”
Gümüş Kanat biraz utangaç bir gülümsemeyle başını eğmiş. Çapkın hemen havalanmış, onu yüksek dallara kadar çıkarmış.
— “Bak! Şu dal var ya, sabah güneşi tam buradan doğar. Güne başlamak için mükemmel!”
— “Gerçekten çok güzelmiş…” demiş Gümüş Kanat hayranlıkla.
— “Ve en güzeli, burada yalnız değilsin. Ben de hep bu dallarda şarkı söylerim.”
Günler geçtikçe Gümüş Kanat ve Çapkın sık sık bir araya gelmiş. Ormandaki diğer kuşlar onların neşeli şarkılarını dinlemeye başlamış. Fakat Çapkın’ın içindeki o eski merak, yavaş yavaş geri dönüyormuş.
Bir gün başka bir kuş, Kırmızı Gaga, ormana gelmiş. Parlak tüyleriyle herkesin ilgisini çekmiş. Çapkın onu görünce dayanamayarak Gümüş Kanat’ın yanından uzaklaşmış.
— “Sadece merhaba diyeceğim, yanlış anlaşılmasın.” diye mırıldanmış kendi kendine.
Ama işler öyle kalmamış tabii. Kırmızı Gaga gülümseyince Çapkın hemen büyülenmiş.
— “Senin sesin gökyüzünü bile kıskandırır!” demiş.
— “Ah, sen ne tatlısın! Adın neydi?”
— “Çapkın… ama bana kısaca ‘kalplerin ustası’ da derler!”
O sırada Gümüş Kanat uzaktan onları görmüş. Kalbi hafifçe sızlamış ama hiçbir şey dememiş. O akşam rüzgâr esip dallar sallanırken, Gümüş Kanat kendi kendine fısıldamış:
— “Belki de o gerçekten değişmez...”
Ertesi sabah Çapkın, neşeyle Gümüş Kanat’ın dalına konmuş.
— “Günaydın! Neden bu kadar sessizsin bugün?”
— “Dün seni gördüm… Kırmızı Gaga’yla konuşuyordun.”
— “Ah, sadece selamlaştık! Seninle kıyas bile edilemez.”
— “Ama senin gözlerinde aynı parıltı vardı… Ben bunu daha önce de gördüm.”
Çapkın ne diyeceğini bilememiş. Bir an sessiz kalmış, sonra başını öne eğmiş.
— “Ben… ben sadece herkesi mutlu etmeye çalışıyorum.”
— “Bazen, herkesin kalbini mutlu etmeye çalışırken, en çok kendini yaralarsın, Çapkın.”
Bu sözler Çapkın’ın kalbinde yankılanmış. İlk kez biri onu gerçekten anlamıştı. Ama yine de içindeki o kıpır kıpır his durmuyordu.
Günler geçmiş, Çapkın yine ormanda dolaşırken bir grup yavru kuşla karşılaşmış. Yavrular ağlıyormuş.
— “Ne oldu küçükler? Neden ağlıyorsunuz?”
— “Yuvamız rüzgârda uçtu… Annemizi bulamıyoruz.”
— “Merak etmeyin, sizi bulurum ben!”
O an Çapkın’ın içinde bir şey değişmiş. İlk defa birinin kalbini kazanmak için değil, birine yardım etmek için kanat çırpmış. Gün boyu aramış, sonunda yavruların annesini bulmuş. Anne kuş gözyaşları içinde teşekkür etmiş.
— “Sana minnettarım, güzel kuş. Adını öğrenebilir miyim?”
— “Ben… Çapkın.”
— “O meşhur Çapkın sen misin? Demek bu kalbinin içinde gerçekten iyilik varmış.”
O günden sonra Çapkın artık şarkılarını başka kuşları etkilemek için değil, ormana neşe katmak için söylemeye başlamış.
Gümüş Kanat uzaktan onu izliyormuş. Artık Çapkın’ın şarkılarında başka bir ton vardı: samimiyet.
Bir sabah, sisler dağılırken Çapkın onun yanına gitmiş.
— “Gümüş Kanat… sana bir şey söylemem gerek.”
— “Dinliyorum.”
— “Ben hatalıydım. Göz kamaştıran her şeye uçtum, ama gerçek ışığın hep sen olduğunu geç fark ettim.”
— “Bu sözleri senden duymayı hiç beklemiyordum.”
— “Belki de artık başka bir kuşum. Yalnızca sana, sadece bir kalple yaklaşmak istiyorum.”
Bir an sessizlik olmuş. Sonra Gümüş Kanat gülümsemiş.
— “Değişmek kolay değildir, Çapkın. Ama sen gerçekten çabalıyorsan, neden olmasın?”
O günden sonra ormanda iki kuşun sesi yükselmiş: biri artık pişmanlık değil, mutlulukla doluymuş.
Her sabah ormanın çocukları, yani yavru kuşlar, onların şarkılarını dinler, “Çapkın bile değiştiyse herkes değişebilir!” dermiş.
Ve ormanın yaşlı baykuşu her gece gökyüzüne bakıp şöyle fısıldarmış:
— “En çapkın kalpler bile, sonunda gerçek sevgiyi bulur.”