Minik Karınca Masalı

Mine Kaya 4 Okuma Süresi: 7 dk Masal Oku
Minik Karınca Masalı

Ormanın kıyısında, çimenlerin üstünde sabah çiyi parıldarken minik bir karınca uyanmıştı. Adı Kıpırtı’ydı. Kıpırtı, diğer karıncalar gibi çalışkandı ama içinde kocaman bir merak taşıyordu. Herkes yuvalarından çıkıp sıraya dizildiğinde, Kıpırtı en arkada kalır, çevreye bakar, rüzgârın taşıdığı kokuları dinlerdi. Bugün de öyle oldu. Toprak hafif ılık, gökyüzü açık, kuş sesleri ise sanki bir şarkı söylüyordu.

Karınca yuvasının girişinde, iri yapraklardan yapılmış bir gölgelik vardı. Orada, koloni lideri sayılan yaşlı karınca Karaçizgi duruyor, görevleri dağıtıyordu. Yanında da Kıpırtı’nın yaşıtı, biraz aceleci ama iyi kalpli Pıtırcık bekliyordu.

— "Kıpırtı, yine dalıp gittin. Bugün tohum taşımaya gidiyoruz, hadi!" dedi Pıtırcık.

Kıpırtı irkildi, gözlerini kırpıştırdı.

— "Geldim, geldim. Sadece… rüzgâr bugün farklı kokuyor. Sanki yağmur geliyor."

Pıtırcık burnunu havaya kaldırdı, küçücük antenlerini oynattı.

— "Yağmur mu? Gökyüzü masmavi. Sen bazen fazla hayal kuruyorsun."

O sırada Karaçizgi’nin sesi daha gür duyuldu.

— "Dikkat! Bugün büyük görev var. Dere kenarındaki yonca tarlasında taze tohumlar var. Kış gelmeden depomuzu doldurmalıyız. Takım bir: yola çıkıyor. Takım iki: girişleri temizliyor. Takım üç: yavrulara bakıyor."

Kıpırtı hemen öne adım attı. İçinde hem heyecan hem de tuhaf bir sıkıntı vardı. Görevleri severdi, çalışmayı severdi; ama bazen kalbinin içinde bir yer, onu başka şeylere çağırırdı.

— "Karaçizgi dede, ben de takım birde olabilir miyim?" diye sordu, sesi saygılı ama kararlıydı.

Yaşlı karınca Kıpırtı’ya uzun uzun baktı. Gözlerinin etrafında ince çizgiler vardı; bu çizgiler onun çok şey gördüğünü anlatırdı.

— "Olabilirsin. Ama dikkatli ol. Dere yolu uzun, tehlikeler var. Özellikle de iri ayaklılar ve rüzgâr."

— "Dikkatli olacağım."

Takım bir yola çıktığında karıncalar, ince bir ip gibi çimenlerin arasında uzandı. Kıpırtı sırasını bozmadı, ama gözleri hep çevredeydi. Bir taşın kenarından geçerken taşın altında karanlık bir boşluk gördü; orada küçük bir örümcek uykudaydı. Biraz ileride sarı bir çiçeğin üzerinde bir arı dolaşıyordu. Kıpırtı arının kanat sesini duyunca ürperdi; kanatlar, karınca için rüzgâr gibi güçlüydü.

Pıtırcık, Kıpırtı’nın yanında yürürken alçak sesle konuştu.

— "Senin derdin ne biliyor musun? Her şeyi düşünüyorsun. Yürü, taşı, dön. Hayat bu kadar."

Kıpırtı gülümsedi.

— "Hayat bu kadar değil bence. Mesela şu an, çiçeklerin kokusu bile bir şey anlatıyor. Bazen bir koku bize tehlikeyi söyler."

— "Koku mu? Ben sadece acıktım." dedi Pıtırcık, sonra kahkaha attı.

Yolun yarısına geldiklerinde hafif bir rüzgâr esti. Çimenler birden eğildi, karıncaların üzerine gölge düştü. Kıpırtı, antenlerini havaya kaldırdı ve durdu.

— "Durun… rüzgâr sertleşti."

Öndeki karınca Tıkırtı dönüp baktı.

— "Kıpırtı, sırayı bozma. Daha tohum bile görmedik."

Kıpırtı yutkundu. Kalbi hızlı hızlı atıyordu.

— "Bilmiyorum, içim sıkıştı. Sanki… bir şey olacak."

Takım yürümeye devam etti. Dereden gelen nemli koku artık daha güçlüydü. Yonca tarlasına yaklaştıklarında Kıpırtı nihayet tohumları gördü: minik, parlak, kahverengi taneler. Karıncalar heyecanla dağıldı, her biri bir tohum seçti. Kıpırtı da bir tane buldu; tohum onun neredeyse iki katı büyüklüğündeydi. Yine de dişleriyle kavradı, sırtına yerleştirdi.

Tam o sırada, gökyüzünde bir karartı belirdi. Önce küçük bir gölgeydi, sonra büyüdü. Kıpırtı başını kaldırınca, yukarıdan ağır ağır süzülen bir bulut gördü. Bulut, pamuk gibi değildi; gri ve doluydu.

— "Bakın! Yağmur bulutu!" diye bağırdı.

Karıncalar bir an durdu. Pıtırcık şaşkınlıkla Kıpırtı’ya baktı.

— "Gerçekten mi?"

İlk damla, bir yaprağın ucuna düştü. Sonra ikinci damla. Sonra üçüncü… Bir anda damlalar çoğaldı. Yağmur, karıncalar için gökten düşen minik taşlar gibiydi.

— "Geri dönün! Yaprak altına!" diye seslendi Tıkırtı.

Karıncalar koşuşturdu. Kıpırtı sırtındaki tohumu düşürmemek için uğraşıyordu, ama yağmur taneleri onu sendeletiyordu. Bir damla omzuna çarpınca neredeyse devrildi. Tohum yuvarlandı ve çamurlu bir çukura doğru kaydı.

Kıpırtı panikledi.

— "Hayır! Tohum!"

Pıtırcık hemen yanına geldi.

— "Bırak onu! Canın daha önemli!"

Ama Kıpırtı’nın gözleri dolmuştu. O tohum, sadece bir tohum değildi. Koloninin kışı demekti, yavruların karnı demekti.

— "Onu bırakamam!" dedi.

Kıpırtı çukura doğru atıldı. Çamur kaygandı. Tohum, suyla birlikte hareket ediyordu. Kıpırtı dişlerini sıkıp tohumu yakaladı ama bu sefer de su onu sürüklemeye başladı. Minik bedeni, suyun içinde savruluyordu.

— "Kıpırtı!" diye bağırdı Pıtırcık. — "Tutun! Bir şey bulun!"

Karıncalar çevrede telaşla koştu. Yağmur şiddetini artırdı. Dereye açılan küçük bir su yolu oluşmuştu; su, çukuru dereye bağlayacak kadar güçleniyordu. Kıpırtı kendini geri çekmeye çalıştı ama olmuyordu.

O anda, yakında büyük bir yaprak sallandı. Yaprağın üstünde, iri bir salyangoz vardı. Salyangoz ağır hareket ediyordu ama kabuğu sağlamdı. Salyangoz, karıncaların telaşını fark etmiş gibi başını çevirdi.

— "Ne oluyor burada?" dedi salyangoz, sesi kalın ve yavaş.

Karıncalar onunla pek konuşmazdı; çünkü salyangozlar genelde kendi işlerine bakardı. Ama Pıtırcık cesaretini topladı.

— "Arkadaşımız suya kapılıyor! Yardım et!"

Salyangoz antenlerini uzattı, durumu gördü. Kıpırtı’nın çamurda tohuma tutunduğunu fark etti.

— "Hmm… küçük ama inatçı."

Salyangoz ağır ağır yaprağın kenarına yaklaştı. Kıpırtı’nın bulunduğu çukura doğru kabuğunu eğdi. Sonra kabuğundan ince, yapışkan bir iz bırakarak yaprağı çamurun üstüne sarkıttı.

— "O izime tutunun. Kaymaz."

Kıpırtı, yağmurun gürültüsü arasında bu sözleri zor duydu. Ama salyangozun bıraktığı parlak izi görünce uzandı. Bir eliyle tohuma, diğer eliyle o ize tutundu. Yapışkan iz gerçekten kaymıyordu. Kıpırtı yavaş yavaş yukarı tırmandı.

Pıtırcık ve diğer karıncalar, yaprağın kenarından uzanmış, Kıpırtı’nın çıkmasına yardım ediyordu.

— "Hadi! Biraz daha!" diye bağırdı Pıtırcık.

Kıpırtı son bir güçle çekti ve çukurdan çıktı. Sırtındaki tohumu sıkı sıkı tutuyordu. Çamur içindeydi, antenleri titriyordu ama gözleri parlıyordu.

— "Başardım…" dedi nefes nefese.

Yağmur hâlâ yağıyordu, ama karıncalar yaprakların altına sığınmıştı. Salyangoz da kabuğunu biraz geri çekti.

— "Aferin size. Birlik olunca küçük işler bile büyük olur."

Kıpırtı salyangoza yaklaştı.

— "Teşekkür ederim. Bizi kurtardın."

Salyangoz gülümsedi, gülümsemesi yavaş bir kıvrım gibiydi.

— "Ben sadece yolu gösterdim. Asıl iş, senin tutunmanda."

Pıtırcık, Kıpırtı’nın yanına sokuldu. Gözleri doluydu ama belli etmemeye çalışıyordu.

— "Sen… gerçekten deli misin? Neredeyse gidecektin."

Kıpırtı, Pıtırcık’a baktı. İçinde korku hâlâ vardı; ama onun yanında başka bir duygu daha yükseliyordu: sıcak, yumuşak bir gurur.

— "Korktum. Hem de çok. Ama bırakmak… daha çok korkuttu."

Yağmur bir süre sonra hafifledi. Bulutlar dağılıp gökyüzü açılınca takım yeniden toplandı. Herkes ıslaktı, yorgundu ama canlıydı. En önemlisi, tohumların çoğu kurtarılmıştı. Kıpırtı’nın getirdiği tohum ise en büyüklerden biriydi.

Yuva yolunda, karıncalar sessiz yürüdü. Bu sessizlik, yorgunluktan değil; yaşananların ağırlığındandı. Kıpırtı bazen önüne bakıyor, bazen de arkasına. Pıtırcık ilk kez onunla aynı ritimde yürüyordu.

Yuvaya vardıklarında Karaçizgi onları kapıda karşıladı. Toprak kokusu daha güçlüydü çünkü yağmur toprağı yumuşatmıştı.

— "Döndünüz. Hepiniz tamam mısınız?"

Tıkırtı öne çıktı.

— "Yağmura yakalandık, ama kayıp yok. Tohumların çoğu elimizde."

Karaçizgi rahat bir nefes aldı. Sonra Kıpırtı’yı gördü; çamurlu, yorgun ama dimdik.

— "Senin sırtındaki tohum… büyük bir emek kokuyor."

Kıpırtı utangaçça başını eğdi.

— "Biraz zor oldu. Ama… dostlarımız yardım etti."

Karaçizgi merakla antenlerini oynattı.

— "Dostlarımız mı?"

Pıtırcık hemen atıldı.

— "Salyangoz yardım etti! Kıpırtı da tohumu bırakmadı. Suya kapılıyordu!"

Yuvadaki karıncalar bir anda fısıldaşmaya başladı. Kıpırtı kendini küçücük hissetti. Herkes ona bakıyordu. Oysa o kahraman olmak istememişti; sadece doğru olanı yapmıştı.

Karaçizgi, yavaşça Kıpırtı’nın yanına geldi.

— "Kıpırtı, cesaret, korkunun olmadığı yer değildir. Cesaret, korkuya rağmen doğru adımı atmaktır."

Kıpırtı’nın boğazı düğümlendi. Gözleri ıslandı. Kendi içinde taşıdığı o sıkışma, o merak, o duygu… hepsi bir anlam kazanmış gibiydi.

— "Ben sadece… içimde bir ses duydum."

— "İç ses, bazen koloni kadar değerlidir." dedi Karaçizgi.

O gece yuva daha hareketliydi. Tohumlar depoya yerleştirildi, yapraklardan küçük yataklar hazırlandı, yavru karıncaların üstü örtüldü. Kıpırtı, bir köşede oturmuş, antenlerini temizliyordu. Pıtırcık yanına geldi ve sessizce oturdu.

Bir süre konuşmadılar. Sonra Pıtırcık, kısık bir sesle söyledi.

— "Bugün seni yanlış anladım."

Kıpırtı dönüp baktı.

— "Ne demek istiyorsun?"

— "Hayat sadece yürü, taşı, dön değilmiş. Sen… bunu gösterdin. Ben bazen acele ediyorum."

Kıpırtı gülümsedi.

— "Ben de bazen fazla düşünüyorum."

Pıtırcık hafifçe güldü, sonra ciddileşti.

— "Korktum. Seni kaybederim sandım."

Kıpırtı’nın kalbi yumuşadı.

— "Ben de korktum. Ama sen bağırınca… yalnız olmadığımı hatırladım."

Pıtırcık gözlerini yere indirdi.

— "Yarın yine görev var. Ama söz, seni dinleyeceğim. Rüzgârı, kokuyu… her şeyi."

— "Ben de daha dikkatli olacağım. Kahramanlık, bazen sadece geri dönmek demek."

O sırada uzaktan, yuva girişine yakın bir yerden salyangozun sesi duyuldu. Meğer salyangoz yağmurdan sonra yolunu kaybetmiş, yuvanın yakınına gelmişti. Nöbetçi karıncalar ona su damlaları taşıyor, kurumasına yardım ediyordu.

Kıpırtı bunu görünce içi ısındı.

— "Bak…" dedi Pıtırcık’a. — "Biz küçüğüz ama iyilik büyüyor."

Pıtırcık başını salladı.

— "Evet. Bugün bunu öğrendim."

Gece çökerken ormanda sessizlik artmıştı. Ama karınca yuvasının içinde, minik adımların sesi ve kalplerin sıcaklığı vardı. Kıpırtı yatağına uzandığında gözlerini kapattı. Yağmurun sesi hâlâ kulaklarındaydı ama artık korkutmuyordu. Çünkü o sesin içinde bir şey daha vardı: birlikte olmanın gücü.

Uykuya dalmadan önce, kendi kendine fısıldadı.

— "Küçük olabilirim… ama küçük olmak, cesur olamayacağım anlamına gelmez."

Ve Kıpırtı, o gece rüyasında, çimenlerin arasında parlayan bir yol gördü. Yolun üstünde damlalar değil, umutlar vardı.

Yazıyı Paylaş: