Kuromi Masalı
Gökyüzü o sabah mor ve pembe tonlarında bir tablo gibiydi. Uzakta, Dreamland adlı sevimli bir kasaba, sabahın ilk ışıklarıyla uyanıyordu. Evlerin bacalarından tatlı dumanlar yükseliyor, her köşede kuş cıvıltıları yankılanıyordu. Ama bir ev vardı ki sessizdi. Pembe perdelerin arkasında, siyah minik şapkasını takmış, beyaz yanaklı bir kız oturuyordu: Kuromi.
— “Bugün de kimse benimle konuşmadı…” dedi aynaya bakarak. “Herkes My Melody’yle oyun oynuyor. Ben kötü değilim ki, sadece… biraz farklıyım.”
Kuromi’nin gözleri parladı. İçinde bir hüzün vardı, ama aynı zamanda kıvılcım gibi yanan bir umut da… O sırada penceresinin önüne küçük bir gölge düştü. Bir şey gökten süzülüp bahçeye düşmüştü. Küçük bir taş gibi görünüyordu ama parlıyordu… kalp şeklindeydi.
— “Ne kadar garip bir taş bu! Sanki canlıymış gibi titreşiyor…”
Kuromi taşı eline aldı. Taş aniden parladı ve küçük bir ses duyuldu:
— “Ah! Sonunda biri beni buldu!”
Kuromi irkildi. “Taş… konuştu mu?”
— “Ben taş değilim, göktaşı ruhuyum! Adım Lumo. Yüzyıllardır iyi kalpli birinin beni bulmasını bekliyordum.”
— “İyi kalpli mi?” dedi Kuromi dudak bükerken. “O zaman yanlış kişiyi buldun, herkes bana ‘yaramaz’ diyor.”
Lumo’nun sesi yumuşaktı.
— “İyilik sadece gülümsemek değildir Kuromi. Bazen kırıldığın halde başkalarını düşünmektir.”
Kuromi bu sözlerle durakladı. Kalbi bir an için ısındı.
— “Peki Lumo, ne istiyorsun benden?”
— “Gökyüzüm kırıldı. Yıldızlarım sönüyor. Onları yeniden birleştirebilecek tek kişi sensin.”
Kuromi şaşırdı ama birden yüzünde bir kararlılık belirdi.
— “O zaman bu işi ben yapacağım. Gökyüzünü kurtaracağım!”
Yola çıkmadan önce Kuromi sırt çantasına bir not defteri, bir fener ve biraz çilekli kurabiye koydu. Dreamland’in ormanlarına doğru ilerledi. Yolda My Melody’ye rastladı. My Melody’nin pembe kapüşonu rüzgârda dalgalanıyordu.
— “Kuromi! Nereye gidiyorsun böyle tek başına?”
— “Bir göktaşı kalbi buldum. Gökyüzünü kurtarmaya gidiyorum.”
My Melody gülümsedi.
— “Sen bazen çok garipsin ama… bu kulağa çok cesurca geliyor.”
Kuromi’nin kaşları çatıldı ama içten içe mutlu oldu.
— “Garip değilim! Sadece herkes gibi değilim, hepsi bu.”
My Melody ciddileşti.
— “O zaman ben de geliyorum. Gökyüzünü birlikte kurtarırız.”
Kuromi önce reddetmek istedi, ama Lumo’nun sesi yankılandı:
— “Birlikte olmanız gerek. Çünkü yıldızlar tek başına değil, yan yana parladığında anlam kazanır.”
Orman derinleşti, ağaçlar uzadıkça uzadı. Kuromi’nin kalbi biraz korkuyla atıyordu. Gece çökmeye başladığında ağaçların arasından bir ışık parladı. Dev bir kristal mağara görünüyordu.
— “İşte burası,” dedi Lumo. “İlk yıldız parçası burada.”
İçeri girdiklerinde, mağara duvarlarında parlayan taşlar vardı. Ortada ise bir göl gibi parlayan sıvı kristal duruyordu. Ama gölün önünde dev bir yaratık yatıyordu. Gövdesi griydi, gözleri ise kırmızı. Gölü koruyan bir “Kabus Muhafızı”ydı.
Kuromi’nin sesi titredi.
— “Biz savaşamayız ki…”
My Melody ileri çıktı.
— “Belki savaşmamız gerekmez. Belki onu anlamamız gerekir.”
Kuromi şaşırdı ama sonra derin bir nefes aldı.
— “Hey! Muhafız! Biz gölü kirletmeye gelmedik. Sadece yıldızları geri getirmek istiyoruz!”
Canavarın gözleri bir anlığına yumuşadı.
— “Yıldızlar… onlar olmadan ben de yalnız kaldım. O halde bir deneme yapacağım.”
Gölün üstünde parlayan bir taş belirdi.
— “Cesaretinizi göstermek için bana en değerli hatıranızı verin.”
Kuromi çantasına baktı. Orada eski bir defter vardı. İçinde çizdiği planlar, hayaller, notlar… Onları saklamıştı çünkü kimse anlamamıştı.
Ama şimdi elinde tuttu ve uzattı.
— “Bu benim en değerli şeyim. Çünkü kimse görmese bile içindekiler benim kalbim.”
Canavar başını eğdi.
— “Saf bir kalp… Yıldız birliğinin ilk parçası seninle.”
Taş parladı, gölün ışığı yukarı fırladı. Kuromi’nin kalbine sıcak bir dalga yayıldı.
Yolculuk uzun sürdü. İkinci yıldız parçası, Rüzgar Tepesi’nde, devasa rüzgâr değirmenlerinin arasında saklıydı. Orada onları yaramaz bir ruh karşıladı: Windy.
— “Kimse benden yıldız alamaz! Ben özgürlüğüme düşkünüm!”
Kuromi elini beline koydu.
— “Biz senin özgürlüğünü almaya değil, paylaşmaya geldik.”
Windy gülümsedi.
— “Paylaşmak mı? O zaman benimle yarışın! Kim tepeye önce çıkarsa yıldızı o alır.”
Rüzgar fırtına gibi esiyordu. Kuromi’nin pelerini savruldu. Dizleri titrese de tırmanmaya devam etti. My Melody ona bağırdı:
— “Dayan Kuromi! Birlikte çıkacağız!”
Son metrelerde rüzgar onları aşağı itmeye çalıştı. Kuromi bir an dengesini kaybetti, ama My Melody onun elini tuttu.
Birlikte zirveye ulaştılar.
Windy kahkahalar attı.
— “İşte bu! Gerçek özgürlük birbirini tutabilmektir. Yıldızınız sizin.”
İkinci yıldız kalbi de parladı.
Son parça “Sessiz Vadi”deydi. Orada hiçbir ses duyulmuyordu, kuşlar bile susmuştu. Kuromi konuşmak istedi ama sesi çıkmadı. Lumo’nun sesi sadece zihninde yankılandı:
— “Burada yıldızlar, sessiz kalplerin cesaretiyle parlar.”
Kuromi gözlerini kapadı. İçindeki tüm duyguları düşündü; yalnızlığını, öfkesini, umudunu. Sonra kalbinden geçenleri fısıldadı:
— “Ben kötü biri değilim. Sadece görülmek istiyorum. Eğer yıldızlar beni duyuyorsa, gökyüzünü yeniden aydınlatsınlar.”
Bir anda vadinin her köşesi parladı. Üç yıldız parçası birleşti. Gökyüzü, şimdi binlerce mor ve pembe ışıkla doluydu. Kuromi’nin gözleri doldu.
— “Lumo… başardık mı?”
— “Evet Kuromi. Gökyüzü senin kalbinden doğdu. Artık yıldızlar senin ismini fısıldıyor.”
My Melody ona sarıldı.
— “Bak Kuromi, herkes seni farklı zannederdi ama sen en cesur kişisin.”
Kuromi hafifçe gülümsedi.
— “Belki de farklı olmak, yıldız gibi parlamanın tek yoludur.”
Ertesi sabah Dreamland halkı gökyüzündeki yeni yıldızları gördü. Herkes “Kuromi’nin yıldızları” diyordu artık. O günden sonra kimse onu sadece “yaramaz” olarak tanımlamadı. Kuromi, kalbinin rengini saklamadı; siyah, pembe, beyaz fark etmeden her renkten ışığın içinde parladı.
Ve geceleri o mor gökyüzüne baktığında, Lumo’nun sesi yine yankılanırdı:
— “Unutma Kuromi, gökyüzü senin kalbinde parlıyor.”
Bu masal burada bitse de, Dreamland’in çocukları hâlâ o yıldızlara bakıp diler: “Bir gün biz de Kuromi kadar cesur olabilir miyiz?”
Ve belki de her dilek, gökteki o siyah şapkalı küçük yıldız tarafından duyulur.