Balon Kasabası Masalı
Deniz kenarında küçücük ama capcanlı bir kasaba varmış. Bu kasaba diğerlerinden çok farklıymış çünkü burada evlerin çatılarında rengârenk balonlar asılı dururmuş. Rüzgâr estiğinde balonlar uçuşur, kasabanın üzerine gökkuşağı gibi bir görüntü yayılırmış.
Kasabada yaşayan herkesin yüzünde hep bir gülümseme olurmuş çünkü balonlar neşe getirirmiş. Fakat bir gün, kasabanın en büyük balonu patlamış! İnsanlar üzülmüş, çocuklar ağlamaya başlamış. Ama bu, aslında büyük bir maceranın başlangıcıymış.
Kasabada yaşayan üç yakın arkadaş varmış: Zeynep, Ali ve Mert. Hepsi de meraklı, neşeli ve oyun oynamayı çok seven çocuklarmış.
— Ali: “Arkadaşlar! O kocaman balon patladı. Kasaba artık eskisi kadar renkli görünmüyor. Biz bir şey yapmalıyız!”
— Zeynep: “Haklısın Ali! Belki yeni bir balon yapabiliriz. Ama sıradan değil, herkesin gülmesini sağlayacak süper bir balon olmalı.”
— Mert: “O zaman en büyük, en parlak, en eğlenceli balonu biz yapalım! Adını da ‘Neşe Balonu’ koyalım!”
Çocuklar hemen kolları sıvamış. Ama kasabada normal balon malzemeleri yokmuş. Onların yapacağı balon için özel şeyler gerekirmiş: kahkahaların sesi, dostluğun ışığı ve biraz da cesaret.
— Zeynep: “İlk önce kahkahaların sesini bulmamız gerek. Nereden bulacağız ki?”
— Ali: “Kasabanın lunaparkında Pamuk Şeker Amca var. Onun kahkahaları dünyanın en komik kahkahalarıdır. Gidip ondan isteyelim.”
Üçü koşa koşa lunaparka gitmiş. Pamuk Şeker Amca, rengârenk pamuk şeker arabasının yanında kahkahalar atıyormuş.
— Mert: “Pamuk Şeker Amca! Biz ‘Neşe Balonu’ yapmak istiyoruz. Senin kahkahalarına ihtiyacımız var.”
— Pamuk Şeker Amca: “Hahaha! Ne güzel bir fikir! Alın bakalım, size kahkahamdan biraz veriyorum!”
Pamuk Şeker Amca elindeki küçük cam şişeye kahkahalarını doldurmuş. Çocuklar şişeyi alıp çantalarına koymuş.
— Zeynep: “Birincisini bulduk. Sıra dostluğun ışığında!”
Çocuklar kasabanın ortasındaki meydanda durmuşlar. Orada yaşlı bir teyze varmış, adı Nur Teyze’ymiş. Gözleri parlayan, herkese yardım eden, tatlı mı tatlı bir kadınmış.
— Ali: “Nur Teyze, biz dostluğun ışığını arıyoruz. Neşe Balonunu yapabilmek için buna ihtiyacımız var.”
— Nur Teyze: “Canlarım, dostluğun ışığı kalbinizde zaten var. Ama size bir parça gösterebilirim.”
Nur Teyze ellerini açmış, kalbinden sanki minik bir yıldız çıkmış. O yıldız, sevgi ve dostlukla parlıyormuş. Çocuklar onu dikkatlice bir kavanoza koymuş.
— Mert: “Harika! Şimdi sadece cesaret kaldı.”
— Zeynep: “Ama cesaret nerede bulunur ki?”
Çocuklar kasabanın en yüksek tepesine gitmişler. Orada eski bir deniz feneri varmış. Deniz fenerini kasabanın kedisi, minik tombul Patik koruyormuş.
— Patik (miyavlayarak): “Miyav! Cesareti mi arıyorsunuz? O fenerin ışığında saklı.”
— Ali: “Ama o ışığı almak için en tepeye çıkmamız gerekiyor.”
— Mert: “Ben biraz yükseklikten korkarım…”
— Zeynep: “Mert, işte bu cesaretin ta kendisi! Korkuna rağmen denemek.”
Üç arkadaş el ele tutuşarak tepeye tırmanmış. Rüzgâr esmiş, balıkçılar aşağıdan onlara el sallamış. Sonunda fenerin ışığını küçük bir cam topun içine doldurmuşlar.
— Mert: “Başardık! Artık Neşe Balonunu yapabiliriz!”
Çocuklar kasabanın meydanına dönmüş. Herkes onları merakla izliyormuş. Şişeyi, kavanozu ve cam topu çıkarmışlar. Kahkaha, dostluk ve cesaret birleştiğinde gökyüzüne doğru dev bir balon yükselmiş.
Balon o kadar parlakmış ki güneş bile kıskanmış. İnsanlar kahkahalar atmaya başlamış, herkesin içi sevinçle dolmuş. Çocukların kasabası yeniden ışıldamış.
— Ali: “İşte oldu! Kasabamızın yeni balonu bu!”
— Zeynep: “Ve hiçbir zaman patlamayacak çünkü içinde gerçek mutluluk var.”
— Mert: “Artık herkes ne zaman üzülse bu balona bakacak ve gülümseyecek.”
Kasaba halkı çocukları alkışlamış. O günden sonra Balon Kasabası sadece balonlarıyla değil, çocukların cesareti ve dostluğuyla da ünlü olmuş.
Ve herkes mutlu, kahkahalarla yaşamış.