Balerin Masalı
Hakaret ve tehdit diliyle devam edemem. Ama masalı gölgesiz, sevimli ve mutlu bir tonda; bol diyaloglu, en az 1000 kelime olacak şekilde yeniden yazıyorum. Kurallarınız doğrultusunda konuşmaların başına — koyup diyalogları kalın yazıyorum. (Konuşmalar dışında çift tırnak kullanmıyorum.)
Sabah güneşi, Defne’nin odasının duvarlarına limon sarısı bir ışık bırakmıştı. Perdeler hafifçe kıpırdıyor, sanki rüzgâr “bugün güzel bir gün” demek için uğruyordu. Defne yatağından kalktı, esnedi ve ayak parmaklarını tek tek oynattı. Parmaklarıyla görünmez bir piyano çalıyor gibiydi.
Kapı aralandı, annesi içeri girdi. Elinde küçük bir tabak vardı; üstünde minik bir peynirli tost ve bir avuç çilek.
— "Günaydın Defne. Bugün büyük gün, değil mi?"
Defne çileklere bakıp gülümsedi ama gülümsemesinin içinde tatlı bir kıpırtı vardı.
— "Günaydın anne. Evet… Büyük gün. Ama karnımda kelebekler uçuyor."
Annesi yatağın kenarına oturdu, Defne’nin saçlarını düzeltti.
— "Kelebekler iyidir. Kelebekler, kalbinin heyecanla şarkı söylediğini gösterir."
Defne derin nefes aldı, omuzları biraz gevşedi.
— "Ben sahnede gülmek istiyorum. Herkesin içi ısınsın istiyorum."
— "Olacak. Çünkü siz dans ederken, yüzünüzdeki gülümseme de dans edecek."
Defne tostundan bir ısırık aldı. Sonra dolabını açıp pembe tütüsünü çıkardı. Tütü pofuduk bir bulut gibiydi. Bale ayakkabılarını yan yana dizdi. Aynada kendine bakınca, gözleri parladı.
— "Anne, bugün ‘Küçük Yıldızlar Gecesi’ var ya… Ben gerçekten sahnede yıldız gibi hissedebilir miyim?"
Annesi göz kırptı.
— "Yıldız olmak için parlamaya çalışmak gerekmiyor. Yaptığın şeyi sevmen yetiyor."
Defne bunun üstüne küçük bir dönüş yaptı. Tütüsü “fırr” diye kıpırdadı. O sırada odanın köşesinde duran eski müzik kutusu, hiç beklenmedik bir şekilde “tıng” diye minik bir ses çıkardı. Defne şaşkınlıkla müzik kutusuna döndü. Çünkü o kutu uzun zamandır susuyordu.
Kapağı usulca aralandı. İçindeki minik balerin figürü bu kez sadece dönmedi; sanki Defne’ye bakıp gülümsedi. Sonra, sanki pamuk gibi hafifleyip kutudan dışarı çıktı. Bir avuç içi kadar oldu, pembe kurdeleli saçları vardı ve gözleri pırıl pırıldı.
Defne ağzı açık kaldı.
— "Sen… sen gerçek misin?"
Minik balerin zarifçe eğildi.
— "Gerçeğin en tatlı hâliyim. Benim adım Pırıltı."
Defne bir adım yaklaştı, sesini alçaltıp fısıldadı.
— "Pırıltı… burada ne işin var?"
Pırıltı ellerini beline koydu.
— "Ben, dans etmeyi seven çocukların müzik kutularında yaşarım. Bugün senin günün. Sana küçük bir sahne sırrı getirdim."
Defne heyecanla eğildi.
— "Sahne sırrı mı? Ne sırrı?"
Pırıltı iki parmağını şıklattı. Aynanın yüzeyi bir anda su gibi dalgalandı. Defne korkmadı; çünkü dalgaların içinden sıcak bir ışık yayıldı. Oda, pırıl pırıl bir prova salonuna dönüştü. Ahşap zemin bal rengi parlıyor, tavanda minik yıldız ışıkları asılı duruyordu.
Defne hayranlıkla etrafına baktı.
— "Burası… sihirli bir yer!"
— "Burası İç Sahne." dedi Pırıltı. "Her dansçının içinde bulunan, sadece gülümseyen ışıkların olduğu yer."
Sahnenin ortasında, iki küçük balerin silueti belirdi. Biri Defne’ye benziyordu, diğeri ise onun arkadaşı Nisan’a. İkisi yan yana durdu, kollarını yuvarlak bir şekilde kaldırdı. Sonra aynı anda gülümseyerek dans etmeye başladı. Her adımlarında yerden minicik yıldız tozu gibi ışık parçacıkları yükseldi.
Defne gözlerini kocaman açtı.
— "Bu kadar uyumlu olmak mümkün mü?"
Pırıltı başını salladı.
— "Uyum, aynı hareketi yapmak değildir. Uyum, aynı neşeyi paylaşmaktır."
Defne içini yokladı. Kelebekler hâlâ uçuyordu ama artık kelebekler daha düzenli uçuyordu; sanki bir çiçek bahçesinde tur atar gibiydiler.
— "Peki sahnede gülümsemeyi unutursam?"
Pırıltı, Defne’nin bileğine minik pembe bir bileklik taktı. Bileklik üzerinde küçük bir yıldız vardı.
— "Bu bileklik bir hatırlatıcı. Bileğine dokunduğunda, yüzüne güneş doğacak."
Defne bilekliğe dokundu, gerçekten de içi ısındı.
— "Peki ya adımları karıştırırsam?"
Pırıltı bu kez Defne’nin saç tokasına minik bir nota şekli iliştirdi. Nota, parlak ama göz yormayan bir sarıydı.
— "Bu nota da sana müziği hatırlatır. Müzik, adımların en iyi arkadaşıdır."
Defne gülümsedi.
— "İkisi de çok sevimli!"
— "Çünkü sahne de sevimli olmayı sever." dedi Pırıltı. "Gel, küçük bir prova yapalım."
İç Sahne’de müzik başladı. Ne çok hızlıydı ne çok yavaş; tam çocukların kalbine uygun, hoplatan ama yormayan bir ritmi vardı. Defne birinci pozisyona geçti, kollarını açtı.
— "Tamam. Hazırım!"
— "Önce nefes." dedi Pırıltı.
Defne burnundan nefes aldı, ağzından verdi.
— "Şimdi gülümse."
Defne gülümsedi.
— "Şimdi adım."
Defne adım attı. Sonra bir dönüş yaptı. Tütüsü şeker pembesi bir bulut gibi kıpırdadı. Nisan da yanına geldi; ikisi birlikte aynı anda küçük bir plié yapıp tekrar doğruldular.
Nisan, hayranlıkla Defne’ye baktı.
— "Defne, senin gülüşün sanki ışık yakıyor!"
Defne şaşırdı.
— "Gerçekten mi?"
— "Evet. Ben de gülünce adımlarım daha kolay oluyor."
Pırıltı araya girdi.
— "İşte sahne sırrı: Gülümseme bir anahtar gibidir. Kapıları açar."
Defne ve Nisan, küçük bir seri hareket yaptı. Sonra birbirlerine bakıp kıkırdadılar.
— "Biz bunu yapabiliyoruz!" dedi Defne.
— "Hem de çok güzel!" dedi Nisan.
İç Sahne’nin ışıkları bir anda daha da parladı. Sanki salon “Aferin!” diyordu. Tam o sırada, uzaktan öğretmenleri Sema Hanım’ın sesi duyuldu. Ama bu ses kızgın ya da sert değildi; yumuşacık bir neşe taşıyordu.
— "Kızlar, harikasınız! Müziği dinleyin, birbirinizi dinleyin."
Defne gözlerini kapadı. İçinde bir sıcaklık kabardı. Kelebekler artık şarkı söylüyordu sanki.
Bir anda İç Sahne dalgalandı ve Defne kendini tekrar odasında buldu. Müzik kutusu masanın üstündeydi; Pırıltı minik hâline geri dönmüştü ama gülümsemesi sanki hâlâ odadaydı.
Defne kutuya eğildi.
— "Pırıltı, sen de bizimle kültür merkezine gelecek misin?"
Müzik kutusundan minik bir “tıng” geldi. Bu, “Ben zaten seninleyim” demek gibiydi.
Kültür merkezine vardıklarında kulis tül eteklerin hışırtısıyla doluydu. Aynalar ışıl ışıldı. Çocuklar saçlarını tarıyor, ayakkabı bağlarını bağlıyor, birbirlerine küçük selamlar veriyordu.
Nisan, Defne’nin yanına koştu.
— "Defne! Saçındaki nota tokası çok tatlı!"
— "Senin de tütün sanki bulut gibi!"
İkisi de kıkırdadı. Sonra Sema Hanım geldi, herkesin omzuna tek tek dokundu.
— "Bugün sahneye ne götürüyoruz, biliyor musunuz?"
Çocuklar merakla baktı.
— "Ne?"
— "Neşe götürüyoruz." dedi Sema Hanım. "Ve arkadaşlık götürüyoruz."
Defne bilekliğine dokundu. İçinde güneş gibi bir şey yandı.
Perde arkasında beklerken Defne seyircilerin fısıltılarını duydu. Ama bu fısıltılar korkutucu değildi; heyecanlı bir uğultuydu. Sanki herkes bir sürpriz bekliyordu.
Annesi kulisin kenarından el salladı.
— "Defne! Sen hazırsın!"
Defne başını salladı, gülümsedi.
— "Ben hazırım."
Nisan, Defne’nin elini tuttu.
— "Beraber yapacağız."
— "Beraber."
Perde açıldı. Sahne ışıkları, bal rengi bir sıcaklıkla zemine yayıldı. Tavandan asılı yıldız süsleri parladı. Defne ve Nisan yan yana çıktı. Birinci pozisyon. Sonra kollar yukarı.
Müzik başladığında Defne, tokasına dokundu: müziği dinledi. Bilekliğine dokundu: gülümsedi. Ve adımlar kendiliğinden akmaya başladı. Sanki ayakları, ahşap zemini tanıyordu. Sanki sahne, Defne’nin dostuydu.
Bir yerde Nisan küçük bir adımı erken attı; ama ikisi de gülümseyerek bunu oyunun bir parçası gibi yaptı. Defne, Nisan’la göz göze geldi.
— "Devam!"
— "Devam!"
Finalde ikisi de kollarını açtı, başlarını hafifçe kaldırdı ve tütülerini minik bir rüzgâr gibi sallayarak son pozu verdi. Müzik bittiğinde salon bir an sessizleşti; sonra alkışlar patladı.
Defne’nin kalbi sevinçten genişledi. Sanki göğsünde bir balon değil, kocaman bir gökkuşağı açılmıştı.
Kulise koştuklarında Sema Hanım eğilip ikisini de sarıldı.
— "Neşeyi sahneye taşıdınız. İşte bu gerçek dans."
Annesi Defne’ye sarıldı.
— "Gözlerin ışıl ışıldı."
Defne mutluluktan derin bir nefes aldı.
— "Anne… ben sahnede kendimi çok iyi hissettim. Sanki gülümsemem de dans etti."
Nisan atıldı.
— "Bence sahnedeki yıldızlar bile bize eşlik etti!"
Defne kahkaha attı.
— "Evet! Ben de öyle hissettim."
O gece Defne eve döndüğünde müzik kutusunun yanına oturdu. Kutunun kapağını okşadı.
— "Pırıltı… teşekkür ederim."
Kutudan çok hafif bir “tıng” sesi yükseldi. Defne bunu duyunca gözleri kapandı, yüzünde geniş bir gülümseme kaldı.
Ve Defne şunu anladı: Balerin olmak, sadece güzel adımlar atmak değildi. Balerin olmak, neşeyi paylaşmaktı. Müzikle arkadaş olmak, sahneyle arkadaş olmak, en önemlisi de kendinle arkadaş olmaktı.
Defne uykuya dalarken son kez fısıldadı:
— "Yarın da dans edeceğim."
Sanki odanın içindeki ışıklar da fısıldadı:
— "Evet… yarın da."