Zalim Padişah Masalı

Mine Kaya 462 Okuma Süresi: 4 dk Masal Oku
Zalim Padişah Masalı

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak diyarların birinde, güneşin doğduğu yerden bile daha uzaklarda, yüksek dağların arkasında, geniş ovaların ortasında kurulmuş kocaman bir krallık varmış. Bu krallığın başında ise halkı tarafından “Zalim Padişah” diye anılan, suratı hep asık, kalbi taş gibi soğuk bir padişah yaşarmış.

Bu padişahın adı Murad Han imiş, ama kimse ona gerçek adıyla hitap etmeye cesaret edemezmiş.

Padişah Murad Han, çocukları sarayına sokmaz, gülmeyi günah sayar, kuşların ötmesine bile tahammül edemezmiş. Bahçedeki tüm çiçekleri koparttırır, müziği yasaklarmış. Saraydaki herkes sessiz ve korku içindeymiş.

Günlerden bir gün, bu krallığın kıyısındaki küçük bir köyde, yüreği umutla dolu bir çocuk yaşarmış. Adı Elif’miş. Elif'in gözleri yıldız gibi parlarmış, sesi kuşların şarkısını kıskandıracak kadar güzelmiş.

Bir gün Elif’in babası, vergi ödeyemediği için padişahın askerleri tarafından zincirlenip saraya götürülmüş. Annesi gözyaşlarına boğulmuş.

"Ben babamı kurtaracağım!" demiş Elif, yumruğunu sıkarken.

"Ama kızım, bu çok tehlikeli! O zalim herkesi hapse atar," demiş annesi, korkuyla.

"Korkmuyorum anne. Eğer kimse bir şey yapmazsa, padişah hep böyle kalacak."

Ve böylece Elif, küçük çantasına biraz ekmek, biraz peynir koyup yola çıkmış. Saraya kadar günlerce yürümüş, ormanda geceyi geçirmiş, dere kenarında ayaklarını yıkamış.

Sarayın önüne vardığında nöbetçiler onu durdurmuş.

"Hey! Buraya çocuklar giremez!"

"Ben padişahla konuşmak istiyorum. Babamı hapse attı," demiş Elif cesurca.

Askerler gülmüş.

"Herkes konuşmak istiyor. Ama kimse konuşamıyor. Yine de... seni sepetçibaşıya götürelim."

Ve Elif'i sarayın tuhaf adamı Sepetçibaşı Gafur’a götürmüşler. Gafur’un kocaman kulakları, sarkık burunlu, ama içten gülümseyen bir yüzü varmış. Padişahın emirlerini yerine getiren, ama içten içe onun bu haline üzülen biriymiş.

"Hımm... cesaretine hayran kaldım küçük kız. Ama senin bu padişaha bir şey anlatabilmen... mucize olurdu," demiş Gafur.

"Ben mucizelere inanırım," diye cevaplamış Elif gülümseyerek.

Gafur başını sallamış, sonra gizlice Elif’i saraya sokmuş.

Padişah Murad Han, o gün tahtında oturmuş, kafasını ellerinin arasına almış, sessizliği dinliyormuş.

Elif odaya girince askerler hemen müdahale etmek istemiş ama padişah elini kaldırarak onları durdurmuş.

"Bir çocuk... cesaret edip huzuruma mı çıktı? Bu da neyin nesi?"

Elif yere diz çökmüş.

"Ben, Elif. Köylü bir çocuğum. Babamı haksız yere hapse attınız. Onu serbest bırakmanızı istiyorum."

Padişah kaşlarını çatmış.

"Kimse benden bir şey istemez. Hele çocuklar... Ben çocukları sev... sevmem!"

"Neden? Size kim ne yaptı da bu kadar öfkelisiniz?"

Bu soru padişahı öyle sarsmış ki gözleri irileşmiş.

"Böyle konuşmaya cesaret eden bir çocuk daha görmemiştim... Sen ne bilirsin benim yaşadıklarımı?"

"Bilmiyorum. Ama dinlemek isterim," demiş Elif, samimiyetle.

Ve işte o anda, padişahın kalbinde ilk kez bir sıcaklık belirmiş. Yıllardır kimse onun hikayesini dinlemek istememişti.

Padişah derin bir nefes almış.

"Ben küçükken... çok yalnız büyüdüm. Babam da padişahtı. Hiç oyun oynamadım. Gülmedim. Kardeşlerimi savaşta kaybettim. Annem çok gençken öldü. Ben de taş gibi oldum. Çünkü başka türlü ayakta duramazdım."

Elif’in gözleri dolmuş.

"Ama bu size kötülük yapanları affettirmez. İyileşmenin yolu, başkalarına iyi davranmaktır."

Bu söz padişahı o kadar etkilemiş ki gözünden ilk defa bir damla yaş süzülmüş. Saraydaki herkes şaşkınlıkla bakıyormuş.

"Sen... haklısın küçük kız. Ne acı ki kalbimi kendim kapatmışım."

Padişah hemen babasının bırakılması emrini vermiş.

"Askerler! Elif’in babasını hemen serbest bırakın. Ve köylülerin tüm borçlarını silin. Artık vergi alınmayacak."

Sarayda fısıltılar dolaşmaya başlamış. Padişah ilk kez yumuşamıştı.

Elif gülümseyerek padişahın elini tutmuş.

"Belki bir gün birlikte oyun bile oynarız," demiş.

"Oyun... yıllar sonra ilk kez kulağa güzel geliyor," demiş padişah.

O günden sonra Murad Han değişmiş. Sarayda çocuklar için oyun bahçeleri kurdurmuş, müzik okulları açtırmış, kuşlara özel yuvalar yaptırmış. Her sabah bahçede çocuklarla oturup hikâyeler dinlermiş.

Elif ise sarayın danışmanı olmuş. Çocuk aklıyla, büyük kalplere dokunmayı bilen biri olarak...

Ve halk artık ona “Zalim Padişah” değil, “Merhametli Sultan Murad” dermiş.

Bir gün Elif saray bahçesinde çocuklarla oynarken, küçük bir kız koşarak yanına gelmiş:

"Elif abla! Gerçekten padişah eskiden kötü müydü?"

Elif gülümsemiş.

"Herkes bazen karanlıkta kalabilir. Ama bir kalp, başka bir kalple aydınlanabilir."

Ve tüm çocuklar gülerek el ele tutuşmuşlar. Sarayın üstünden bir kuş sürüsü geçmiş, padişah camdan onları izlerken içten bir kahkaha atmış.

"Hayat... sonunda güzelmiş," demiş kendi kendine.

Ve masal burada bitmiş.

Yazıyı Paylaş: