Yarış Arabası Masalı

Mine Kaya 1284 Okuma Süresi: 4 dk Araba Masalları
Yarış Arabası Masalı

Bir zamanlar, uzak bir vadide yer alan rengârenk bir kasabada, yalnızca yarış arabalarının yaşadığı özel bir garaj şehri vardı. Bu şehirde her araba farklı renklerdeydi; kimisi parlak kırmızı, kimisi güneş gibi sarı, kimisi de gökyüzü mavisi...

Ama içlerinde bir tanesi vardı ki, gören herkes ona hayran kalırdı. İsmi Fırtına idi. Gümüşi rengi, ışıltılı tekerlekleri ve pırıl pırıl farlarıyla dikkat çekerdi. Ama Fırtına’nın diğerlerinden farklı bir özelliği vardı: O henüz hiç yarışa katılmamıştı.

Garajın en köşesinde durur, diğer arabaların antrenmanlarını izlerdi. Her gün içinden geçirirdi: “Bir gün ben de yarışacağım. Ben de pistte rüzgar gibi eseceğim.”

Ama Fırtına’nın bir sorunu vardı. Moturu diğerlerine göre biraz küçüktü ve hızlanırken titrerdi. Bu yüzden hiç kimse ona şans vermezdi.

Bir sabah erkenden, yarış şehrinde büyük bir anons yankılandı:

“DİKKAT DİKKAT! YILIN EN BÜYÜK YARIŞI: ŞİMŞEK KUPASI YARIN BAŞLIYOR! TÜM YARIŞÇILAR KAYIT İÇİN GARAJ MERKEZİNE GELMELİ!”

Tüm arabalar coşkuyla vızıldamaya başladı. Fırtına da heyecanlandı ama bir yandan içinde bir burukluk vardı.

“Acaba ben de katılsam mı?” diye mırıldandı kendi kendine.

Tam o sırada yanına en yakın arkadaşı, küçük ama zeki elektrikli araba Zıpır geldi.

“Hey Fırtına! Bu sene sen de yarışsana! Çok çalıştın, bence hazırsın!”

“Ama ya yine titrerse motorum? Ya pistte durup kalırsam?” diye içini döktü Fırtına.

Zıpır gülümsedi.
“Korkarsan hiç bilemezsin. Denemek bile cesaret ister. Hem ben senin yanındayım!”

Bu sözler Fırtına’nın içine umut ekti. O gece garajda sabaha kadar düşündü. Sonunda kararını verdi.

Ertesi sabah kayıt masasına gitti. Görevli, büyük, kaslı bir SUV idi.

“Adın?”

“Fırtına.”

“Hmm… İlk defa katılıyorsun galiba. Cesaretine hayran kaldım.”

Ve böylece Fırtına, yarışa katılan arabalar listesine adını yazdırdı.

Yarış günü geldi çattı. Tribünler lastik çocuklarla, benzinli dede arabalarla, kornalı annelerle doluydu. Herkes büyük kupayı kimin alacağını merak ediyordu. Yarış pistinde en favori yarışçı, gösterişli kırmızı Ferrari olan Yıldırım idi. Herkes onun kazanacağından emindi.

Start çizgisine dizilen arabalar arasında Fırtına da vardı. Kalbi –yani motoru– küt küt atıyordu.

Yıldırım göz ucuyla ona baktı.
“Burada ne işin var küçük? Burası çocuk parkı değil.”

Fırtına derin bir nefes aldı.
“Ben de yarışacağım. Herkesin bir şansı olmalı, değil mi?”

Yıldırım alayla güldü.
“Şans dile o zaman, çünkü sana çok lazım olacak.”

Ve yarış başladı!

“3... 2... 1... VROOOOM!”

Tüm arabalar büyük bir hızla fırladı. Fırtına da olanca gücüyle gazladı. Motoru ilk başta biraz titredi ama sonra dengelendi. Rüzgar kulaklarının yanından vınlayarak geçerken, içindeki heyecan adeta kıvılcım gibi yayılıyordu.

Yarışta ilk tur tamamlandığında Fırtına sondan ikinciydi. Ama pes etmedi.

“Hadi Fırtına... Pes etme... Hayalini hatırla!” diye fısıldadı kendi kendine.

İkinci turda birkaç virajı harika döndü, birden birkaç araba geçti. Artık ortalardaydı!

Ama bir anda, pistin kıvrımlı bölümünde bir yarış arabası virajı alamayıp savruldu. Diğerleri hızla geçip gitti. Fırtına ise hemen fren yaptı.

“İyi misin?” diye seslendi.

“Tekerim sıkıştı… Yardım et!”

Diğerleri yarışı düşünürken, Fırtına hiç tereddüt etmeden geri döndü. Arabanın sıkışan tekerini kurtardı. O sırada Yıldırım çoktan uzaklaşmıştı.

Yarış görevlileri bu cesur davranışı hayranlıkla izledi.

Son tur başlarken Fırtına en sonda kalmıştı. Ama içi rahattı. Elinden geleni yapmıştı.

Zıpır tribünlerden bağırıyordu:

“YILDIRIM OLSAN NE OLUR? FIRTINA GERÇEK KAHRAMAN!”

Son turda Fırtına’nın motoru birden sanki sihirli bir şekilde canlandı. Titreme geçmişti. Sanki içinde yeni bir güç doğmuştu.

“Hadi bakalım... Son bir tur!” dedi.

Tekerlekleri alev gibi dönerken, Fırtına birer birer tüm arabaları geçmeye başladı. Virajları kusursuz dönüyor, rampalarda adeta uçuyordu. Tribünler çığlık çığlığa:

“FIRTINA! FIRTINA! FIRTINA!”

Son düzlükte Yıldırım hâlâ öndeydi. Ama kibirle yavaşlamış, zaferini kutlamaya başlamıştı. Fırtına hiç durmadan, son gücüyle gazladı. Ve... burnunun ucuyla Yıldırım’ı geçerek finiş çizgisine ulaştı.

Sessizlik. Ardından büyük bir alkış.

Yarışı kazanan Fırtına olmuştu!

Görevli anons etti:

“VE ŞAMPİYON: CESARETİYLE, YARDIMSEVERLİĞİYLE VE AZMİYLE... FIRTINA!”

Kupa, parlayan güneşin altında ona doğru uzatıldı. Fırtına gözlerini kıstı, biraz da duygulandı.

“Ben... kazandım mı gerçekten?”

Zıpır gülümsedi:
“Sen zaten daha yarışın başında kazanmıştın dostum. Cesaretinle.”

Yıldırım başını öne eğdi.
“Ben… sana haksızlık ettim. Özür dilerim.”

Fırtına başını salladı:
“Hatalar insan… yani araba içindir. Asıl önemli olan, onları fark etmek.”

O günden sonra, Garaj Şehri'nde herkes Fırtına’yı tanıdı. O artık sadece bir yarışçı değil, bir ilham kaynağıydı. Özellikle küçük arabalar, onun gibi olabilmek için çalışmaya başladı.

Ve Fırtına? O hâlâ yarışıyor, ama her zaman hatırlıyor:

“Gerçek hız kalpten gelir."

Yazıyı Paylaş: